Bana diyorlar ki; “İstanbul ile ilgili neden yazıyorsun?, Niksar’ı yaz” diyerek site yapanlar oluyor, kendilerince haklı olabilirler ama bizlerin ilk önceliği Niksar tabi ki.

Bizleri sürekli takip etmeyenler, bizlerin Niksar için ne kadar fedakarlık yaptığını göremeyecektir, ayrıca her yaptığımız mücadeleyi de bu satırlara yansıtmadığımız zaman oluyor, onları bizlere yakın olan insanlar ancak biliyor.

Gerçekten Niksar için mücadele yapmamış olsak, Niksar’ın ileri hamleler yapması için gayret sarf etmesek, zamanımızın çoğunu Niksar için harcamasak, kişisel olarak büyük kazançlar elde ederdik!.

Bazı arkadaşlar; Niksar-Tokat Yolun ne oldu?, neden yazmıyorsunuz, neden haber yapıp yetkililere duyurmuyorsunuz?” diyorlar, bizler Niksar-Tokat ve hatta, Tokat – Ordu yolunu haber yapmamış olsak bu yol bugünkü duruma da gelmeye bilirdi, konu hakkında çok haber yaptığımız için çoğu zaman siyasetçiler ve bürokratlarla sıkıntı yaşadığımızı ifade etmek isterim.

Niksar’ın meselelerini hiç pas geçmedik, geçme şansımız yok, bazen geri duruyoruz, “meydan biraz boş kalsın, bakalım kimler Niksar için çalışıyor gayret ediyor” diyerek ama bizlerin durgunluğu bile işlerin yapılmadığını gösteriyor.

Bizler Niksar’ın her şeyi ile ilgileniyoruz, hatta bazı arkadaşların Niksar özelinde yapılmasını istedikleri düşüncelerini bile bu sütunlardan halkımız yetkililerimize duyurmaya çalışıyoruz.

Bizler için Niksar her zaman önceliği olan şehirdir, Niksar’dan sonra çevremiz, Tokat ilimiz ve ülkemizin öncelikleri vardır.

Bizler neden İstanbul seçimlerine takıldık veya seçim sonrasında  yaşanan süreçleri gündemimize alıyoruz?, İstanbul herkesi ilgilendiriyor, İstanbul da yapılacak her hizmet ülkemizi ilgilendiriyor, ayrıca İstanbul seçimlerini kazanan ve kaybeden taraflar sürekli sosyal medyadan paylaşımlar yaptıkları için bizlerde yapılan paylaşımlardan etkileniyoruz.

Niksar’da yaşanan her olumsuzluk bizi ilgilendiriyor tabi ki, yapılan her güzellikten yine bizler hep birlikte faydalanıyoruz, Niksar’ı ihmal etmemiz söz konusu değildir.

Niksar meselelerini yazarken zülfiyare dokunmak zorunda kalacağım, bugün çok güzel bir anıyı paylaşmak istiyorum.

Bu ülkeye çok önemli hizmetler yapan devlet ve siyaset adamı rahmetli Hasan Celal Güzel beyefendinin kaleme aldığı bir mektubundan örnek vermek istiyorum, keyifle okuyacak olan bir yazıyı sunmaktan mutluyum.

” İŞTE ADAMLIK BU ”

“MEĞER BEN NE ENAYİYMİŞİM…!”

Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir ‘enayi’ olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren ‘beytülmal’ ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse ‘Devlet malı deniz, yemeyen domuz’ dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle ‘eşşek gibi’ çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana ‘uykusuz müsteşar’ adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama ‘Ne akılsız adam yahu!’ şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde ‘T.C. Hükümeti’ yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!…
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur… Meselâ, bendeniz milletvekiliyken birkaç zarurî toplantı dışında Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman ‘beleş’ cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete ‘Zengin girilir, fakir çıkılır’. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP’taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran’daki daireyi; YDP’nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya’daki ev ile dedemden kalan Gaziantep’teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği ‘Vakıflar Genel Müdürü’ olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse… ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan ‘kıyak emekliliği’ reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı’yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!.
Şimdi 70’ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım… Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda ‘Dikili ağacım dahi yok’. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, ‘Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?’ lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün ‘enayiliğime’ rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah’ıma hamd ediyoruz.  HASAN CELAL GÜZEL ”

Günün Sözü: ENAYİLİĞE RAĞMEN HİZMETE TALİP OLMAK ANLAMLIDIR