Bir şeyler yazmak istiyorum, ama bir türlü karar veremiyorum!.

Ülkemiz içinde, bölgemiz içinde, şehrimiz içinde, kişilerle ilgili şerler konusunu yazmak istiyorum ama bir türlü karar veremiyorum!.

15 Temmuz ihanetinin müsebbiplerini hep dışarda aradık, siyasi çirkinlikler ve saldırıların nedenlerini hep dışarda aradık, şehrimize yapılan hainlikleri  ve kötülüklerin nedenlerini hep dışarda aradık, aradık aramasına ama, gerçekten de her şer işin müsebbipini dışarıdan mı  aramak zorundayız?.

Bir şeyler yazmak istiyorum ama, bir türlü taşları yerine oturtamıyorum!.

Şerler, ihanetler, husumetler, kin ve nefret duyguları, çekemezlikler, aşağılık kompleksine kapılan aciz insanların kalitesiz hareketleri.

Bazen sohbet ederken, pek çok soru sorulur; şunu neden başaramıyoruz?, denir.

Veya; şu çalışma neden engelleniyor?, neden başarısızlık vardır?, neden bu şehir gelişmiyor?, neden ilerlemiyor, vs, vs.

Nedenler o kadar çok fazla ki!, hangi nedeni sorsak cevabını vermek çokta kolay değil!.

Toplumda “hasutluk” kelimesi yaygındır, bunun manası şudur; bazı insanlar yapılan güzel işleri beğenmezler, yapılan güzellikleri bile bile inkar eder veya görmezden gelir, hayatında hiçbir başarısı yoktur, hiçbir güzel çalışmaya imza atamamıştır, ama sürekli eleştirir.

Başarılı işleri alkışlamak gerekir, yapılan güzelliklerin farkına varmak gerekir.

Birilerinin  nasırına basmak isterdim ama, kendi kendine söz verdim, fazla eleştirmeyeceğiz, kimsenin ne yaptığına bakmayacağız, kim ne yaparsa yapsın, karışmayacağız, ama memleketime ve milletimize zarar verilecek noktada tabi ki taraf olacağız!

Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan şu anlamlı sözü ifade etti;  “Güçlü ülke ve huzurlu toplum olabilmenin öncelikli şartı, güçlü bir aile yapısına sahip olmaktır” ne kadar anlamlı söz, günümüzde bu söze sahip çıkmak gerekiyor.

 

Ülkemizin ihtiyaç duyduğu “Güçlü ülke ve huzurlu toplum olabilmenin öncelikli şartı, güçlü bir aile yapısına sahip olmaktır” bu anlamlı söze bugün daha çok ihtiyacımız var.

Güçlü ülke, güçlü Niksar için; dürüst insanlara, güzel düşünceli insanlara ihtiyacımız var, yapılanların kıymetini bilen, hasutluk yapmayan, kalbi kara olmayan, başarılı insanların paçasından aşağı çekmeyen, var olan güzeliklere yeni değerler ekleyen insanlara ihtiyaç var!.

Neden bazı kalbi kara, beyni küçük, elindeki varlığın kıymetini bilmeyen bazı insanlar, bir öncesi yetkilinin hatalarını bulmaya çalışır?, neden hata arayarak bir yerler de kalmaya gayret ederler?.

Başarılı insanlar, bir önceki başarılı yöneticinin başarısı için teşekkür eder, yapılan güzel işlere yeni güzellikler ekler, hatalar var ise, yapılan hatayı kendisine rehber ederek, yanlışı sürekli ifade ederek değil, yapılan hatayı kapatarak, yeni güzellikleri ortaya koyar.

Vefasız olmak kimseye bir şey kazandırmaz, belli süre yanlışlar üzerinden pirim kazanılabilinir ama asla kalıcı bir hareket değildir.

Neden şu kişi yatırım yapmaz?, sorusu sorulurdu, nedenlerini bugün daha  anlıyoruz!.

İnsanları tanımak için küçük kıstaslar, küçük örnekler vardır, bunların birkaç tanesini sıralamak mümkündür, mesela; yolculuk yapmak, mesele alış veriş yapmak, küçük çıkar ilişkisine girmek, oyun biliyorsanız oyun oynamak, kişileri tanımak için önemli kıstastır, buna bir koltuk paylaşımında eklemek mümkün.

Bir şeyi anlatmak için bakınız sağa sola yalpalıyoruz!.

Yok fazla ileri gitmemem gerekir.

Zaman pek çok şeyin ilacıdır, bazı şeyleri zamana bırakmak gerekiyor.

Hani şu güzel söz var ya; “malda yalan, mülkte yalan, al birazda sen oyalan” ve devamında “MAL SAHİBİ MÜLK SAHİBİ HANİ BUNUN İLK SAHİBİ” bu sözler iş olsun diye söylenen sözler değildir, bu sözler insanın ciğerlerinin  resmini gösteren önemli sözlerdir.

Hasutluk, çekememezlik, kalbi kara olan kişiler her zaman topluma sıkıntı yaratmıştır, lakin bu kalbi karalar zaman içinde  bir yerlere geldiğinde felaketin başlangıcı olmuştur.

“malda yalan, mülkte yalan, al birazda sen oyalan” diyoruz ya, işte bu söz çok önemli, al birazda sen oyalan, ne olacak ki, dürüst olmadıktan sonra, bir şeyi başaramadıktan sonra!.

Dünü unutmamak gerekir!, dün neyin vardı?, bugün neyin var?, al birazda sen oyalan!…

Çoğu zaman düşmanı hep dışarıda ararız, yok ya, düşmanı yani fesat kişileri dışarda aramaya gerek yok, etrafımızdaki fesatların farkına varınca, kimin nasıl bir ciğer sahibi olduğu, kalbi kara, fesat olduğunu anlamak mümkün.

Bazı kişiler ellerine geçirdikleri her fırsatı kötüye kullanmayı, art niyetli hareket etmeyi meslek haline getirmiş, kazanamamış, kazanılanı kaybetmiş, aldığı desteğin kıymetini bilmemiş ve sürekli nankörlük yapmayı kendisine meslek edinmiş.

Susmak çoğu zaman güzeldir, yani Altın değerindedir, bazen de konuşmak güzeldir, yeri ve zamanı geldiğinde konuşmak Altın değerindedir.

Ülkemin Beka meselesi varken, içe dönerek kavga etmenin zamanı değil.

Söz verdik kavga etmemeye, sert eleştiriler yapmaya, bakalım nereye kadar dayanacağız.

Birileri düğmeyi çevirmeye çalışıyor, birileri kaşınıyor ama, biz halimizden memnunuz, kimsenin Tavuğuna “kışttt” demeyeceğiz, bakalı nereye kadar!.

Kimse ebedi yolculuğun sonuna bir şey götüremiyor, herkes diğer tarafa yolculuk yaparken 5 metrelik beyaz kefenle yolculuğa çıkıyor.

Bir arkadaşım güzel bir yazı paylaşmış, yazının içeriği ciddi şeyleri içeriyor, yazının sonuna doğru şu sözler yazılmış;

“Oyun büyük…

Uyanık olmak zorundasınız.

Yani…

Venezuela hiç uzakta değil…” diyor.

Bu söz çok hoşuma gitti, oyunu büyük oynamaya çalışanlar, sonra kurdukları oyun altında kalmasın!.

 

Günün Sözü: var olanın kıymetini bilmeyenler, Karun Hazinesini verseniz de onu yine çarçur edecektir!.