17-25 Aralık ülkemiz için bir milat olarak görmek gerekiyor.

17-25 Aralık ne ifade ediyor ona kısa olarak bakmak gerekirse.

17-25 ARALIK OLAYINDA NE OLDU?

“Türkiye’de yerel seçimlere yaklaşık 3.5 ay vardı. Tarihler 17 Aralık 2013’ü gösteriyordu. İnsanlar, güne televizyon kanallarının “Son Dakika” olarak duyurduğu bir dizi operasyonla uyandı. Operasyonun talimatını verenler, İstanbul Adalet Sarayı’ndaki eski özel yetkili savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Fikret Seçen’di. Gün içinde operasyonlara ilişkin bilgiler netleşti. Emniyet ve yargıdaki FETÖ ekibi, 3 yıldır hukuk dışı yöntemlerle dinleyip izledikleri hükümet üyeleri ve çevresiyle ilgili dosyalar hazırlamış, montaj kayıtlarla algı operasyonuna kalkışmıştı. Üç ayrı soruşturma dosyasını o sabah paket yapıp operasyona dönüştürdükleri ortaya çıktı. Kumpas dosyalarını yıllarca adliyede kendilerinden olmayan herkesten gizlemişlerdi.

17-25 Aralık kumpasında FETÖ’cü savcılar ve polisler örgütün listesindeki kişilerin evlerine baskın yaparak yerleştirdikleri sahte delillerle gözaltı işlemleri yaptı, iddianameler hazırladı, bu kadar vahim sonuçları kimse beklemiyordu, devlet içinde oluşan Parelel devlet yapılanması artık net bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştı.

 

DEV PROJELERE SALDIRI

FETÖ, bir hafta sonra, 25 Aralık’ta başka bir dosyayı devreye soktu ve ikinci bir operasyona kalkıştı. Bu kez operasyonun başındaki, özel yetkili savcı Muammer Akkaş’tı. Akkaş’ın listesindeki operasyon yapılacak isimler ise Türkiye’de dev projelere imza atan şirketler ve işadamlarıydı. Akkaş, ilk başta 41 işadamının gözaltına alınması talimatını verdi. Ancak 18 Aralık’ta İstanbul Emniyeti’ndeki FETÖ’cü polis müdürleri, usulsüz işlemleri nedeniyle görevlerinden alınmış, yerlerine yeni emniyet müdürleri görevlendirilmişti. Yeni emniyet müdürleri, Akkaş’a başsavcının onayı ile operasyona başlanabileceğini iletti. Başsavcı Turan Çolakkadı da emniyet yetkililerine, operasyon talimatından bilgisi olmadığını ve talimatın usulsüz olduğunu bildirdi. Akkaş bu kez jandarmaya talimat verip operasyonu bu kuruma yaptırmak istedi. Bu girişimi de başarısız oldu, bu Operasyonun başarısız olmasındaki en önemli etken İstanbul Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı’dır ve devamında.

 

SAHTE ÖRGÜT İSİMLERİ

“Yargı Darbesi”nin boyutu 17-25 Aralık operasyonlarıyla sınırlı kalmadı. Özel görevli savcıların yıllarca açık tuttukları soruşturmalarda, binlerce vatandaşı usulsüz şekilde dinlettiği, teknik takibe aldırdığı ortaya çıktı. Sadece sözde Selam Tevhid adlı uydurma örgüt soruşturmasıyla 20 binden fazla insanın “terör örgütü üyesi” diye dinlettirildiği tespit edildi. Hükümet üyelerini ve üst düzey bürokratları bile “terör örgütü üyesi” diye dinledikleri belirlendi. 17-25 Aralık operasyonlarının ardından yapmayı planladıkları bu sözde örgüt operasyonlarını gerçekleştiremediler ancak 25 Aralık’tan bir hafta sonra 1 Ocak’ta Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde, 19 Ocak’ta da Adana’nın Ceyhan ilçesinde, Suriye Türkmenleri’ne yardım taşıyan Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait TIR’lara operasyon yaptılar. TIR kumpasına ilişkin dava dosyasına göre, 17-25 Aralık darbe girişiminde başarısız olan FETÖ, TIR operasyonlarında uluslararası kamuoyunu manipüle ederek hükümeti çalışamaz hale getirmeyi amaçlamıştı. TIR’lar, bu kez örgütün jandarmadaki görevlileri ve Adana Adliyesi’ndeki özel yetkili savcılar eliyle durdurulmuştu. Devlet kurumlarına sızmış FETÖ elemanlarının, adeta canlı bomba gibi, ne zaman nerede kendilerini patlatacağı belli olmuyordu. Bu konuda hangi gazetecilerin devlete ihanet ettiğ süreçleri hep birlikte izledik. Adana savcıları ve jandarma görevlileri sonraki süreçte tutuklanacak, operasyonun FETÖ ile bağlantıları da tamamen açığa çıkarılacaktı. Cumhuriyet savcılarının yaptığı soruşturmalarda, emri Fetullah Gülen’in Emre Uslu üzerinden özel yetkili savcılar ve jandarma komutanlarına ilettiği belirlendi.

Ülkemiz adeta içerden ve dışardan kuşatılmaya çalışılıyordu, devlet içinde özellikle yargı içinde güçlü hale gelen Paralel Devlet yapılanması Yargıyı nerede ise tamamen ele geçirmiş, Emniyet içindeki güçlü yapısı ile Yargı ve Emniyet güçleri ile Hükümetin yıkılması için çok büyük operasyonlara başlamışlardı.

AK Parti iktidarının yıkılması yerine darbe iktidarının gelmesi planları yapılmak isteniyordu, yapılan tüm kahpeliklere diren gösteren zamanın Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan, Paralel Devlet yapılanmasını fark edince çok hızlı ve ciddi tedbirler almaya başladılar zaman hızla ilerliyor, devletin içine sızmış hainler kendilerini çok saklıyor hükümet elde ettiği bilgileri hayata geçirmeye başlasa da çok başarılı olamıyordu.

Hükümetin başında güçlü bir lider olmasa idi 17-25 Aralık 2013 tarihinde hükümet düşürülecek, oyun yavaş yavaş sahneye konacaktı, çok şükür ki hükümetin başında Recep Tayyip Erdoğan olunca darbe yanlıları hükümeti yıkmak için her oyunu oynamaya başladılar, 2014 tarihine kadarki sürede Paralel Devlet yapılanması çok ciddi darbeler yemeye başladı, 2014 yerel seçimlerinde saflar netleşmeye başladı ama siyasi partiler içinde Paralel devlet yapılanmasına karşı çıkmayan kişilerin yüzünden AK Parti zaman içinde sıkıntılar yaşadı, 2014 yerel seçimleri öncesinde zamanın savcısı kaçan hain  Zekeriya Öz, Hakim Mehmet Karababa ile birlikte Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yargılanması için başlattıkları gizli çalışmalar başlamış, zamanın savcısı Zekeriya Öz 24 Mart 2014 tarihinde toplantı yaparak Başbakan hakkında kumpaslarına devam eden konuşmalar yapıyor, yapılan toplantıda “…. Başbakan olacak” dediğinde toplantıda olan Hakim M şaşkınlık içinde; “nasıl olur böyle bir isim, tek başına iktidar varken” diyerek şaşkınlığını dile getiriyor, savcı Zekeriya Öz kendinden emin bir şekilde; “sen merak etme biz seni yanımızda görmek istiyoruz teferruat sonrasında” diyerek 2014 yılı 24 Mart tarihinde darbenin sinyalini vermiş oluyor.

17-25 tarihinin asa unutmamak gerekir, ülkemizde Yargı ve Emniyet içindeki paralel yapı, hükümeti yıkmak için ilk ciddi girişimi yapmış oldular, sonrası malum, 15 Temmuz 2016 tarihinde en hain darbe kalkışmasına başladılar, zamanın Genel Kurmay Başkanı sayın Hulusi Akar yaşanan süreçlerle ilgili şu çarpıcı açıklamayı yapmıştır;  “Saat 20.30 civarında alçaklar içeri girdi kafamıza silah dayadı önüme 2 sayfa çıkarttılar al oku imzala başımıza geç dediler imzalamadım” diyerek yaşanan vahşetin kısaca ifade etmiştir.

Adalet Bakanımız sayın Abdulhamit Gül yaşanan süreci şu şekilde ifade ediyor; “17-25 Aralık’ta bir tarafta vicdanını örgüte satmış yargı mensupları, diğer tarafta girdiği hiçbir seçimde milletten iktidar ruhsatı alamayanlar, örgüt medyası, sosyal medya araçları hep birlikte siyasi linç ve itibar suikastine girişmişlerdir” diyor ve ekliyor; “İstikameti hukuktan ve vicdanından değil, bağlı olduğu örgütten alan FETÖ mensupları, sonuçta bu ihanetlerinin hesabını hukuk önünde vermeye başlamışlardır” diyerek yaşanan hainliğin boyutlarını ifade ediyor.

Günün Sözü: “SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ”.