Sosyal bilimlerde sık kullanılan değişimle alakalı “Her şey değişir, değişmeyen tek şey değişimdir” sözü; hiçbir bireyin, grubun, kurumun veya toplumun değişimden kaçamayacağını, değişime direnemeyeceğini izah etmekte kullanılan çok önemli bir saptamadır.

Toplumun kutuplaştırıldığı, gücün kullanımında ve kaynakların şeffaf dağıtımında yaşanan problemler, dış politikadaki “denge siyasetinin” komşularımızla ilişkileri sıfırlaması, toplumsal ilişkilerin zik-zaklı seyri bu değişimi ve dönüşümü hızlandıracaktır.

Ülke meselelerinin rasyonaliteden uzak, değerler ekseninde tartışılması, değerlerin siyaset malzemesi yapılması, geleneksel değerlerin çağdaş değerlerle uzlaştırılamamış olması yeni bir siyaset anlayışına olan ihtiyacı her zamankinden daha çok görünür kılıyor.

Siyasi gücün yani iktidarın bir kişi ya da bir siyasi oluşumun, toplumun davranışlarını kontrol etmesi, kendisine sınırsız güç atfetmesi, devlet gücünü kendi ikbali için kullanması siyaset mekanizmasının kısırlaşmasına, güdükleşmesine, kabuğuna çekilmesine yol açmış olsa da…

Değişim kaçınılmaz gibi görünüyor.

Eğer:

Toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimleri iyi okuyamamışsanız..

Küreselleşme ve teknoloji ile beraber kültürel değişimin farkında değilseniz..

İnsanların ihtiyaçlarının, tüketim alışkanlıklarının, davranış kalıplarının dönüşümünü analiz etmemişseniz…

Toplumu inanç ve değerlerini sorgular hale getirmişseniz…

Yeni fikir, görüş, yeni söylem, yeni oluşumlara ve muhalefete tahammül sınırlarınız aşınıyorsa…

İstihdam ve katma değer oluşturan üretimi ihmal etmiş, ekonomide bütün yumurtaları aynı sepete koymuşsanız (inşaat, konut satışı, özelleştirme)…

Bir devletin diğer devletlerle siyasi ilişkilerinin zayıflaması veya birkaç devletle sınırlanması, aynı zamanda ekonomik ilişkileri de zayıflatacağını kestiremiyorsanız…

Değerlerimizin siyasi iktidarın meşrulaştırılmasında kullanılmasından hicap duymuyorsanız…

Tüyü bitmemiş yetim hakkını, beytülmali safsata kuruluşlara ve yandaşlara peşkeş çekmişseniz…

Şundan emin olun ki: Millet sizden ikrah etmiştir.

Evet, Türk siyasetinde bir “dip dalganın” geleceğine dair ciddi beklentiler var.

Milletin umudu olacak, siyaseti doğrular ve gerçekler üzerine yapacak, siyasette geleneksel ve evrensel değerleri benimseyen, toplumun bütününe kıymet veren, siyaseti toplum yararına yapan, liyakati esas alan, üretimi ve eğitimi önceleyen, saygılı, dürüst ve nezaket sahibi bir siyasi aktöre, bir kadroya, bir anlayışa sizce ihtiyaç yok mu?

Bu profil ve bu kodlar sizce Ali Babacan’la örtüşmüyor mu?

Hadi Hayırlısı…