Üreten toplumdan, Tüketim toplumuna geçtik!

Üreten toplumdan, tüketen topluma geçmek, kendi ayakları üzerinde durma tehlikesini gösteriyor.

Cumartesi ve Pazar günleri İstanbul yolculuğu yaptık.

Her yıl çeşitli zamanlarda yapılan teknoloji fuarlarına mümkün olduğunca katılmaya çalışıyoruz, bu sene yine Reklam ürünleri teknolojilerinin ve kısmen de baskı makinalarının açıldığı Tüyap’taki fuara katıldık.

Anadolu’daki insanlar ile İstanbul’da yaşayan insanlar arasında nasıl farklılıklar vardır?, bunu bilmem ama, İstanbul’da yaşayan insanlar çalıştıkları işlerdeki zaman kaybına tahammülleri yok, her kes işine zamanında gidiyor, ve saatlerce süren yolculuklara rağmen çalıştıkları işletmeleri zamanda açıyor ve işletmeler çalışmaya başlıyor.

Anadolu’da ise yani bizim memlekette ise, ne zamana uyan, ne çalışma süresine uyan insanlar yok gibi, var ise de bir elin parmaklarını geçmiyor!.

İki günlük İstanbul turunda şunu gördük, insanlar işlerine odaklanmış, gelen müşterilerine en iyi şekilde davranıyor, nezaket kuralları içinde müşteriye hizmet ediyor, sanki zamanı nakit akışı gibi görüyor.

Bizim memlekette ise, ne zaman mefrumu, ne müşteriye nasıl davranılacağına dair bir endişe bir çekingenlik var!.

İstanbul’un neden büyüdüğünü, büyüyen İstanbul’da insanlar çalışırsa kazanarak ayakta kalacakları artık çalışanların beyninde yer etmiş, bizim memleket gibi; “çalışsam da geçinirim, çalışmasam da geçinirim” düşüncesi yok, insanların hayatı koşturarak hayatta kalma mücadelesi veriyorlar!.

Tüyap Fuarında şunu gördüm, başka ülkeler üretiyor, bizler alıp tüketiyoruz, yani tüketici toplum olmuşuz, tehlikeye doğru yol alıyoruz!.

Tüyap Fuarındaki ürünlerin çoğunluğu Çin üretimi, çok az sayıda yerli üretimleri çat pat görmek mümkün.

Yabancı menşeli üretimlerin satışları hep döviz üzerinden, yerli üretimlerde modaya uymuş satışlar Döviz üzerinden yapıyorlar, satış yapan firma yetkililerine; neden yerli üretimi dövizle satıyorsunuz?, biz TL yi zor buluyoruz siz yerli üretimi Dövizle  satış yapıyorsunuz?” dediğimde; “evet haklısın ama çoğu ürünleri yurt dışından alıp burada yapıyoruz, o nedenle Döviz üzerinden satış yapmak zorunda kalıyoruz” diyorlar.

Vel hasıl üretmeden tüketen toplum olduk, bunun ülkemiz için tehlikeli olduğunu peşinen söylemek isterim.

Ülkemizde Yerli ve Milli üretimleri destekleyen birisi olarak çok şükür çok umutsuz değiliz, Savunma Sanayi ürünlerinin görünce umutsuzluğumuz ortadan kalkıyor.

Üreten toplum olmak mecburiyetimiz vardır.

Üreten toplum olmak için Topraklarımızı en verimli hale getirme mecburiyetimiz vardır, aksi taktirde tüketen toplum teknolojide olunca, Tarım ve Hayvancılıkta da tüketen toplum haline gelir isek, ülkede gelecek yıllarda kaosun çıkmaması için bir neden kalmayacaktır.

Üretmeden tüketen toplum haline gelmek, ülke için tehlikelidir, özellikle var olan Tarım alışkanlıkları asla kaybedilmemelidir.

Tarımda tehlike çanları çalıyor, köy ve kasabalarda nüfuslar azalıyor, özellikle büyük şehirlere halen göçler devam ediyor.

Tarım ve hayvancılıkta çalışan sayısı her geçen gün azalıyor.

Ziraat Mühendisleri ve Teknik personelin çoğunluğu masa başından ayrılmadan gün geçiriyorlar, Mühendisler ve teknik personel kağıt üzerinde çalışıyor, gözükse de sahada yoklar!…

Ziraat Mühendisleri, Veterinerler teknik personeller sahada olmalılar, sahada çalışmalılar ki, köyde ve kasabada yaşayan ve hatta şehirde yaşayan gençlere örnek olmalılar.

Büyük ve güçlü ülkeler, Sanayi alanında, Silah sanayisinde nasıl ileri seviyede iseler, aynı şekilde Tarım ve Hayvancılığı da en yüksek seviyede yürütüyorlar.

Yıllar önce bazı siyasetçiler tarım ve hayvancılığa en büyük darbeyi vurarak şunları siyaseten dile getirdiler; “bir kamyon Domates üreterek ancak el içi kadar teknolojik alet alabiliyoruz, Tarımda değil Sanayide ilerlemeliyiz” diyerek saçma sapan propoğandalar yaparak halkın Köylerden ve kasabalardan şehirlere göç etmelerini sağladılar.

Bugün köylerde ve kasabalarda genç yok gibi, Kasabalarda da varlıkları belediyede çalışan ve çalışma umutları olanlar ve belediye başkanlarının gayretli çalışmaları sonucu varlıklarını sürdürüyorlar.

Çalışmadan yaşama lüksünü ne yazık ki gençlerimiz kazanmış durumda!…

Çok yazılması gereken hususlar var.

Mesele; köy ve kasabalara ataması yapılan Mühendisler sonradan şehir merkezlerine çekildi? Nedenini bilen varmı?

Eskiden öğretmenler köy ve kasabalarda yaşayan insanlara örnek olurlar idi.

Artık öğretmenler köyde ve kasabada yaşamıyorlar.

Ziraat Mühendisleri de şehirde yaşayarak çoğunluğu masa başında çalışıyor.

Çok fazla bir şey yazmak istemiyoruz, nereye el atsanız elinizde kalıyor.

Bu ülkede çalışmadan veya sahada çalışması gerekenler masa başında çalışarak yaşamak istiyorsa.

Bu ülkede çalışmadan yaşamak isteyen bir kitleye birileri DUR!, demez ise, ülkemizin geleceğinde sıkıntılar olacaktır.

Şu gerçeği ifade etmek isterim.

Bugün ülkemizin bir çarpıklığını yazmak zorundayım.

Her şey KAĞITLAR üzerinde gayet güzel ve hatta Mükemmel gösteriliyor, lakin Kağıtlar üzerindeki mükemmel gösterilen şemalar ve çalışmalar ne yazık ki sahada YOK!.

Ülkemizde Çalışma Barışı her geçen gün tehlikeye giriyor.

Ülkemizde kurumsal işletmeler veya firmalar belki sıkıntı yaşamıyor ama, küçük ve orta ölçekli işletmeler ne yazık ki her geçen gün batağın içine saplanmaya devam ediyor.

Ülke gerçeklerini sahada görmek mümkün, sahada görmek için siyasetçiler sahanın alkışlı yüzünü değil, hüzünlü ve ayakta kalmak için mücadele eden ve hatta çırpınan işletme sahiplerine kulak vermelidir.

Günler hızla geçiyor, gün dediğiniz nedir ki?.

Bugün bir tehlikede şudur, pek çok sıkıntı Halı altına süpürülerek günler geçiyor.

Halı altına süpürülen her problem ülkemiz için tehlikenin her geçen gün büyüyor olacağını hatırlatmak isterim.

Yine bir not yazalım.

Günün Sözü; GÜN OLA, HAYIR OLA…..