Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’nin AB üyeliğine nokta konması gerektiğini ve ilişkilerin Stratejik Ortaklık düzleminde devam etmesi gerektiği yönünde sözler sarf etti.

Üstüne üstlük!

“Erdoğan’ın Türkiye’si ile Kemal’in Türkiye’si çok farklı” diye enteresan bir laf da etti.

Son birkaç yıldır Avrupa Birliği Ülkelerinden bu tarz açıklamaların arttığını görebiliyoruz.

“Türkiye eksen kayması yaşıyor” söylemiyle topu taca atmış olsalar da, her fırsatta “Türkiye’nin Avrupa Birliğinde yeri yok, olamaz da” tarzında ki beyanatlarla Türkiye’yi Avrupa Birliğine istemediklerini ve almayacaklarını ayan beyan, gözümüzün içine bakarak söylüyorlar.

Peki, Türkiye alternatifsiz mi?

Tek seçeneği Avrupa Birliği mi?

Tabi ki değil!

Türkiye’nin tüm emperyalist devletlere karşı dik duruşunu muhafaza ederek, diplomatik ve ekonomik tehditlerine boyun eğmeden, İslam âlemini sömüren emperyalistlere rest çekerek yönünü İslam âlemine çevirebilir. Dünya Müslümanlarına umut olabilir.

Bunu,” Vehhabiliği yaymaya çalışan Suudilerle mi, Şiiliği hâkim kılmaya çalışan İran ile mi yapacağız?” sorusu gelebilir aklımıza…

Evet, gerekirse İran’la, gerekirse Suudi Arabistan’la, gerekirse Katar’la…

Kötülerin içerisinden en iyisiyle yola çıkarak bunu başarabiliriz.

Bu birlikteliği sağladığınızda, bir güç oluşturduğunuzda diğer İslam ülkelerinin dâhil olmaması mümkün değil.

Yıllardır müttefik olarak gördüğümüz ABD ve Avrupa, Türkiye’de yapılan bütün darbelerde dahli olan, darbecilere “Bizim çocuklar” tabirini dahi kullanabilen, Türkiye’nin son yıllarda iç ve dış meselelerde bağımsız politikalar geliştirmesini hazmedemeyen sözde müttefikler, bir anda düşman kesiliverdiler.

Ülkemiz yüz yıldır batılılaşma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor, 56 yıldır da Avrupa Birliğinin kapısında bekliyor.

Onlar alacakmış gibi, biz girecekmişiz gibi, onlar avutuyor biz avunuyoruz.

Artık buna son vermenin vakti geldi.

Başkan Erdoğan’ın birkaç gün önce “Türkiye’nin alternatifsiz olmadığını herkes görecek” sözünü bunu idrak edebilmenin işaret fişeği olarak görebiliriz.

Uzun yıllar, toplumun benimsememesine rağmen Avrupa birliği yolunda, sosyal hayatın birçok alanında, uyum yasaları çerçevesinde radikal değişim ve dönüşümler gerçekleştirildi.

Buna karşın Avrupa sadece göz kırpmakla yetindi.

Çünkü Avrupa kendisine dost veya müttefik istemiyor. Aksine kendine itaat edecek, dilediği gibi yönlendirecek, lokomotifine vagon olacak iradesiz bir ülke istiyor.

En son üyeliğe kabul edilen ülkelere baktığımızda bunu daha net görebiliyoruz. (Estonya, Litvanya, Letonya, Polonya, Slovakya, Slovenya, Malta, Romanya, Güney Kıbrıs Rum Yarımadası, Hırvatistan, Bulgaristan, Macaristan)

Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine onların değil, bizim nokta koymamız gerekiyor.

Olmayacak işe “Amin” demenin anlamı yok!

İnceldiği yerden kopsun!

Onun yerine neden İslam Birliği olmasın, İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, Ortak Para Birimi neden olmasın?

Artık İslam Dünyasının kendi değerlerinden ve dinamiklerinden kopmadan, evrensel değerleri de dışlamadan, kendi medeniyet ve kültürünü ihya ve inşa ederek dünyaya sunma vakti gelmedi mi?

Avrupa Birliği ekonomik, siyasi, hukuki, kültürel bir birliktir. Ticari rekabette ezilmeme düşüncesiyle kurulmuş maddiyata ve menfaate yönelik bir birlikteliktir. İslam dünyası ekonomik, siyasi, hukuki, kültürel birlikteliğe, din, ahlak, medeniyet ve maneviyat birlikteliğini de eklediğinde ve sağladığında dünyanın süper gücü olabilir.

Yalnız, herkes benim mezhebim derse, herkes benim tarikatim derse, benim cemaatim, benim ırkım, benim fikrim, benim partim, benim siyasetim derse, bu hayal olsa gerek…

Farklılıkların bir arada yaşandığı bir dünyada, öz değerlerini koruyarak, farklı düşüncelere saygı duymak, tahammül etmek bir erdem olsa gerek…

Kalın Sağlıcakla.