Bugün 12 Eylül darbesinin üzerinden tam 38 yıl geçmiş.

38 yıl bir yarım asıra yakın.

Sabah namazı ile birlikte rahmetli babam; “Kalkın çocuklar.” diyerek uykudan uyandırdı, kalkıp yanına gittik; “Çocuklar askeri darbe oldu, bugün bekleyeceğiz.” dedi gözyaşlarına hâkim olamayıp bahçeye indi.

Askerden yeni gelmiştim, meslek gazeteci olunca şartları zorlayarak işyerine ilerleyen saatte gelmek istedik, caddeler sakindi, ilerleyen saatte işyerine geldim, işyerinin önünde askerler bekliyordu. Talimatlar verildi “Şu yazılar, şu bildiriler yazılacak.” dendi. İmkânlar tabi ki bugünkü gibi değildi. Gazeteyi haftalık yayınlıyorduk. Gazetenin çıkması için personelin de gelmesi gerekiyordu. Sistem elle kurşun harflerle yazılar yazılıyor, gazete öyle basılıyordu.

El dizgisini bilen yoktur. 29 harften oluşan gözlerden alınan her harf kelimeye dönüşüyor, uzun uzun yazılar bir oya gibi işlenip hayat buluyordu.

12 Eylül’ü hatırlayanların pek çok anısı vardır mutlaka.

12 Eylül 1980 askeri darbesi çok tartışıldı, bir ülkenin geleceğini karartmak isteyenler mutlaka askeri darbelere başvurur.

12 Eylül öncesi binlerce masum insan hayatını kaybetti, 12 Eylül darbesi sözde ülke insanına huzuru getirmek üzere yapılmışken çok sayıda askeri darbe döneminde canlar yandı.

12 Eylül 1980 öncesi yani 11 Eylül’de ülke genelinde meydana gelen olaylar 12 Eylül Askeri darbesi ile birden kesiliverdi. Sanki sihirli bir el, ülkeyi kan gölüne çevirenlere dokunup tüm olumsuzlukları olumlu hale getirmiş, artık kavgalar ve sokak olayları yaşanmıyordu. Aslında halk darbeden rahatsızdı ama sokak olaylarının olmaması halkımızı da memnun ediyordu.

12 Eylül öncesi sokaklar kan gölüne dönüştüğü için ve 12 Eylül sabahı ile birlikte sokak olaylarının olmaması halkımız tarafından darbe olumlu karşılanmış olduğunu ifade etmek isteriz.

Niksar’da bile pek çok cadde ve sokak “Kurtarılmış Bölge” olarak insanların hayatında yer almıştı. Niksar’da olayların boyutları o kadar yüksek seviyede ilerliyordu ki akşam saat 17.00 (5) olduktan sonra insanlar evlerine erkenden çekiliyor, sabaha kadar Niksar’da hayat duruyordu. İnsanların akşam ve gece hayatı tamamen yok noktada idi, dedik ya pek çok sokak ve cadde “Kurtarılmış” bölge konumunda idi.

12 Eylül 1980 öncesi Niksar’da yaşanan olaylar sonrasında gece sokağa çıkma yasağı halk tarafından benimsenmiş gece olaylarına fırsat vermemek adına insanlar evlerine çekiliyordu. Gece sokağa çıkanların ise hayati tehlikesi her zaman vardı. Niksar Ülkü Ocakları binası gece saatlerinde silahla yaylım ateşine tutulmuş, pırıl pırıl Ülkücü kardeşlerimiz şehit edilmişti, Ülkü Ocaklarına saldıran katliamı andıran olayların failleri, hiç bir zaman bulunamadı.

Niksar önemli bir merkezdi, İç Anadolu’nun Karadeniz’e bağlayan önemli bir noktada idi. Terör hareketleri, Niksar’ı her zaman mesken seçmişlerdir, Doğudan Batıya açılan yol güzergâhının olması yanında, Doğunun Batıya açılan Kırsal kesimi de Niksar hudutlarından geçiyordu. Tabi ki Karadeniz bölgesinden İç Anadolu’ya geçen önemli yol ve kırsal alan yine Niksar bölgesi idi, Kızıldere olayının nedeni Karadeniz bölgesinde bulunan Ünye ilçesinde İngiliz radar üstündeki teknisyenlerin kaçırılıp Niksar Kızıldere (Ataköy) köyüne getirilmesi tesadüf olamazdı.

12 Eylül öncesinde Fatsa ilçemizde meydana gelen olaylar Niksar olayları gibi çok ses getiriyordu, Fatsa ilçesi kurtarılmış bir şehir konumunda idi. Hatırladığım kadarı ile 12 Eylül darbesinin güçlü komutanı Kenan Evren, bölgeye Helikopterle geldiğini ve Fatsa ilçesi üstünden geçemediğini duymuş idik. Fatsa ilçesi solun kurtarılmış bölgesi idi. Çok olaylar yaşandı, çok canlar yandı.

Niksar bölgede her zaman önemli bir yerleşim yeri olduğunu her zaman ifade ettik, Niksar’daki bir boşluğun devlet ve millet için çok büyük tehlikeleri ortaya koyduğunu hep söyleriz.

Geçmişte yaşanan olayları iyi analiz etmek ve değerlendirmek gerekir, tarihin derinliklerinden gelen belli özellikler şehirlerin yaşantısında önemli rol oynar.

12 Eylül öncesi Niksar’da yaşanan olayları yazmakla bitiremeyiz. Bugün her şeyi açıklığı ile yazmanında bir anlamı yok. Bazı tatsızlıkların tarihin derinliklerine gömülmesinde fayda vardır, yaşanmaması gereken olayların yaşandığını da bilmek ve hatalardan ders almak gerekir.

Bugün Niksar’da insanlar akşam ve gece cadde ve sokaklarda gezme gereği duymuyorsa geçmişte yaşadığı acı hatıraların halen insanların beyinlerinde yer almasındandır yoksa Niksar hayatın her aşamasını doya doya yaşamasını bilen bir şehirdir.

Kızıldere olayları Niksar için sıkıntılı süreçlerin yaşanmasına neden olmuştur. Kızıldere olayları Niksar’da Ecevit olayını tetiklemiştir. Niksar’da Ecevit’in taşlanma olayı Kızıldere’nin intikam duygusunun bir kez daha yaşatılmasının bir senaryosu idi.

Kızıldere olaylarını yeni nesil bilmez, orta ve yaşlı insanlarımız hatırlarlar. Kısa olarak bilinmesi gerekirse; Ünye radar üstünde bulunan İngiliz teknisyenleri alıp kaçıran teröristler, Ünye – Akkuş kırsalını kullanarak o tarihte Niksar’a bağlı olan Kızıldere köyüne getirmişler, devletin istihbaratı kaçırılan yabancı uyruklu insanların bulunması için ülke genelinde teyakkuza geçmiş, bölgede yapılan aramalar sonunda kaçırılan yabancı teknisyenlerin Kızıldere köyünde olduğunu tespit etmişlerdir.

Kızıldere köyü o tarihlerde Niksar’a bağlı bir köy idi, bölgeye çok sayıda askeri birlikler sevk edildi, köy kuşatıldı, askeri yetkililer teröristlere teslim ol çağrısı yaptı, teröristler teslim ol çağrısına ateşle cevap verdiler. Daha sonra yabancı teknisyenlerin öldürüldüğü görülünce askeri operasyon yapıldı ve 30 Mart 1972 yılında çıkan çatışmada 10 terörist öldürüldü. O tarihte bir kişi sağ olarak kurtuldu, o da samanlığa saklanarak kurtulan Ertuğrul Kürkçü’dür ve bir zamanlar HDP Milletvekilliği yapmıştır.

Sol terör örgütleri büyük şehirlerde fazla barınma şansı bulamayınca kendilerinin önceden tespit ettikleri bölgelere giderek orada eğitim çalışmalarına devam ettiği herkes tarafından bilinir, bu bölgelerden bir tanesi de Niksar bölgesidir. Kızıldere köyü de daha önce sol terör örgütü elemanları tarafından tespit edilmiş üst olarak kullanma şansı buldukları bir bölgedir.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi olayların mutlaka bir başlangıcı bulunmaktadır. Bölgemiz iş olsun diye seçilen bir bölge değildir, uzun yıllar sol terör örgütlerinin eğitim ve barınma bölgesi olarak bölgemiz seçilmiştir. Köklüce Komando Taburunun bölgede konuşlanması ile birlikte sol terör örgütleri bölgedeki hâkimiyetlerini kaybetmişlerdir.

Köklüce Tabur Komutanlığı çok önemli bir bölgede görev yapmaktadır, Doğunun Batıya açılan kapısı Niksar bölgesinde Komando Tabur komutanlığının olması Erzincan – Amasya illeri arasındaki Kelkit Vadisinin güvenliği, aynı zamanda ülkenin güvenliğine çok büyük katkı sağlamıştır.

Bölgedeki güvenlik zafiyetini gören zamanın Tokat Valisi rahmetli Ayhan Çevik, rahmetle anıyoruz, Allah rahmet eylesin Niksar’da Köklüce Tabur Komutanlığının kurulmasını ve diğer bölgelerde de güvenlik zafiyetlerini giderilmesini sağlamıştır. Bu başarılı görev sonrasında sol terör örgütleri bölgedeki hâkimiyetini kaybedince rahmetli Valimiz Ayhan Çevik beye Çankırı Valisi iken bombalı eylem yapmışlar, intikam almak istemişlerdir.

Sonuç, 12 Eylül öncesi ve sonrasını ders almak ülke ve millet bütünlüğünü sağlamak için hatırlamamız gerekiyor.

Niksar özel bir şehirdir ama asla ihmal edilmemesi gereken bir şehirdir, güvenlik zafiyeti olduğunda, kaymakamın dövülmesi, C. Savcısının öldürülmesi, onlarca faili meçhul olayın olması dikkate değerdir!

Günün Sözü: SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZMIŞ!