ATATÜRK’E SAYGI GÖSTERMEK!…

CHP Bolu Belediye başkanının son günlerde Bolu ilinde yaşayan yabancılarla ilgili “ içtikleri suyu 10 kat artıracağım çeşitli vergileri de artırarak onların BOLU dan gitmelerini sağlayacağım” sözleri, KERBELADA SUSUZ BIRAKILAN HAZRETİ HÜSEYİN’İ HATIRLATTI.

Tarih her zaman Tekekrür edermi?, bilmem ama, şerlerin yaptıkları insanlığa ders olması bakımından Tekekrür ediyor.

KERBELA FACİASI olarak başlasak ve yaşanan süreci kısada olsa anlatsak, sanırım insan olan herkese, Kerbela’da yaşanan vahşeti ve bugün Bolu’da yaşatılmak istenen dramı anlatmaya yeter.

Kerbela’da yaşanan vahşeti, 21. Yüzyılda katil Esat yine kendi insanlarını katlederek yapmaya devam ediyor. Katil Esat’ın yaptığı vahşete destek için Bolu ilinde yaşam mücadelesi veren Suriye’li insanlara CHP Bolu Belediye başkanı yapmaya çalışıyor.

Yaşanan ve yaşatılmak istenen her 3 olayda aynı.

İnsanlar Susuz bırakılıyor, Kılıçtan geçiriliyor.

İnsanların üzerine varil bombaları atılıyor, Su kaynakları bombalanıyor.

Bolu Belediye başkanı da, bombalardan kaçarak yaşam mücadelesi veren Suriyeli insanların ekmeklerini kesiyor, Su vermeyerek katil Esat’ın bombaları altına sürüklemeye çalışıyor!….

Kerbela Faciası

Hz. Muâviye vefât ettiğinde yerine geçen oğlu Yezid’e Irak ve Hicaz biat etmemişlerdi. Hüseyin b. Ali, Yezid’in fâsık olması gerekçesiyle biat etmemişti. Bunun üzerine Yezid, Medine vâlisi Velid b. Utbe’ye bir mektup yazarak onları da kendisine biat etmeye zorlamasını emretti. Hz. Hüseyin bunu reddetti. Vâlinin kendisini rahat bırakmayacağını anlayınca, aile efradıyla birlikte Mekke’ye gitti. Bu esnâda Kûfe halkı defâlarca mektup yazarak Hz. Hüseyin’i şehirlerine dâvet ediyorlar, kendisine biat edeceklerine dâir teminat veriyorlardı.

  1. HÜSEYİN’İN SON YOLCULUĞU

Kûfe’den, 150’den fazla dâvet mektubu alan Hz. Hüseyin, Kûfe’ye gitmeye karar verdiyse de, temkinli olmak maksadıyla (zira babası Kûfe’de şehit edilmişti) evvelâ amcasının oğlu Müslim bin Akîl’i Kûfe’ye gönderdi. Müslim, 20 bin kadar kişinin Hüseyin’e gıyâben biat etmesini sağladı. Bunun üzerine Hz. Hüseyin, sevenleriyle birlikte Kûfe’ye doğru yola çıktı. Fakat bu O’nun son yolculuğuydu.

  1. HÜSEYİN’İN ELÇİSİ ÖLDÜRÜLÜYOR

Saltanâtını tehlikede gören Yezîd, aslında sevmediği bir şahıs olmasına rağmen, zorbalığıyla tanınmış zâlim Basra Vâlisi Ubeydullah bin Ziyad’ı Kûfe vâliliğine tâyin ederek, Hz. Hüseyin’e taraftar toplayan Müslim bin Akîl’i öldürmesini emretti. Bu sırada Kûfelilerin ihânetiyle Müslim yapayalnız kaldı. Zalim ve zorba yönetimiyle halkı korkutup susturan Vâli Ubeydullah, Müslim’i yakalatıp başını keserek Şam’daki Yezid’e gönderdi. Yezîd de, Ubeydullah’a bir mektup göndererek şunları söyledi: “Hüseyin’in Kûfe’ye doğru gelmekte olduğunu öğrendim. Gözcüleri ve silahlı nöbetçileri yerlerine yerleştir. Şüphelendiğini sorgula ve basit bir itham dolayısıyla tevkîf et. Ancak seninle savaşmayanları öldürme. Bütün olan bitenden de beni haberdâr et.”

IRAKLILARIN İHANETİ

Bu esnada Hz. Hüseyin Müslim’den daha önce gelen müsbet raporlara istinaden Kûfe’ye doğru yola çıkmıştı. Müslim’in öldürülmüş olduğunu yolda öğrendi. Ama artık her şey için çok geçti. Hz. Hüseyin’e defâlarca mektup yazıp “Senden başkasına biat etmeyiz” diyen 20.000 Kûfeli, çoktan Yezid’in vâlisi Ubeydullah tarafına geçmişlerdi bile. Artık Hz. Hüseyin, kendisine doğru yöneltilmiş mızrakların ve okların üzerine doğru yürüyordu.

  1. HÜSEYİN YAPAYALNIZ

Iraklıların bu ihâneti Hz. Hüseyin’i ziyâdesiyle yaraladı. Müslim’in de öldürüldüğünü öğrenince büsbütün ümîdini yitirerek, geri dönmeye karar verdi. Fakat bu defâ da Müslim’in kardeşleri ve çocukları izin vermediler Hüseyin’in dönmesine. “Müslim’in intikâmını almadan dönmeyiz” diyorlardı. Hz. Hüseyin çâresiz: “Dileyen geri dönüp, benim âkıbetime ortak olmayabilir” dedi inkisâr içinde. Bu ruhsatı fırsat bilen pek çok kişi derhal geri döndü ve Hz. Hüseyin’i kaderiyle başbaşa bıraktılar. Akrabasından başka kimsesi kalmayan Hz. Hüseyin’in etrâfında erkeklerden sâdece 72 kişi kalmıştı. Kâfile, kızgın güneşin altında Kûfe’ye doğru ilerlemeye devâm etti.

5.000 KİŞİYE KARŞI 72 KİŞİ

Birkaç gün sonra Hur bin Yezîd komutasında 1.000 kişilik bir askerî müfreze çıktı karşılarına. Onları gören Hz. Hüseyin, kuzeye doğru yöneldi. Bu esnâda Kûfe Vâlisi Ubeydullah, Ömer bin Sa’d bin Ebî Vakkas kumandasında 4.000 kişilik bir ordu daha gönderdi. Hz. Hüseyin’e derinden bir saygı duyan Ömer bin Sa’d, bu iğrenç vazîfeyi kabul etmemek için çok direndiyse de, vâlinin tehditleri karşısında boyun eğmek zorunda kaldı.

Hz. Hüseyin, birlikleriyle birlikte Kerbelâ’ya kadar geldi. Zâten Kerbelâ, Belâ üstüne belâ demekti. Çorak ve kurak böyle bir yerde Hz Hüseyin, Fırat nehri yakınında konaklamak istiyor fakat Hur bin Yezid’in 1.000 kişilik ordusu izin vermiyordu. Hattâ Hz. Hüseyin 1 yaşındaki oğlu Ali Asgar’ı kucağına alarak, bebeğin susuzluktan dudaklarının kuruduğunu söyleyip su kenarına gitmek için izin istemiş fakat Hüseyin’in bu isteğine, bebeğin boğazına ok atıp onu öldürerek cevap vermişlerdi.

Aynı gün Ömer bin Sa’d’ın 4.000 kişilik ordusu da Kerbelâ’ya gelmiş ve diğer orduya dâhil olmuştu. Böylece Yezid’in 5.000 kişilik ordusu karşısında Hz. Hüseyin’in sâdece 72 askeri vardı. Bunların da yarısı kendi akrabâlarından oluşuyordu. Hz. Hüseyin son bir ümitle, Kûfeli askerlerin kendisini görünce pişman olacaklarını, düşman safından ayrılıp kendisine katılacaklarını ümîd etmişti lâkin… Yine hüsran ve yine hayal kırıklığına uğradı. Bundan sonra Hz. Hüseyin’i zor günler bekliyordu.

Artık düşmanın, kendisini bırakmayacağını iyiden iyiye anlamış olan Hz. Hüseyin, yakınına mevzîlenmiş Ömer bin Sa’d’a seslendi: “Ben buralara kadar sizlerin ve Kûfelilerin dâveti üzerine geldim. Mâdemki artık beni istemiyorsunuz, bırakın geri döneyim.”

Lâkin heyhât… Ubeydullah, kumandanına kesin emrini göndermişti: “Hüseyin’i kayıtsız şartsız teslim al”. Ubeydullah’ın bu emrini Ömer bin Sa’d’a getiren Şimr bin Zilcevşen isimli münâfık idi. Vâlinin Şimr’i göndermesindeki amaç, Ömer’in Hüseyin tarafına geçmesini önlemekti. Eğer vazîfesini yapmayıp Hüseyin’i tutuklamazsa, emir ve kumandayı Ömer’den alması da emredilmişti. Bütün bu olanlara rağmen Hüseyin, teslim olmayı şiddetle reddetti.

KERBELA’DA SON GECE

O gece yanındakilere artık ayrılık vaktinin geldiğini söyleyen Hüseyin, bu karanlık gecenin sabahında öldürüleceğini anlamış ve bunu etrâfındakilerle paylaşmıştı. Onlardan, kendisiyle birlikte bulunarak hayatlarını tehlikeye atmamalarını, kaçıp kurtulmalarını istedi. Fakat onlarda vefâ duygusu, can korkusundan ağır bastı. Hüseyin’in bu son gecesiydi. Çadırdaki herkes bunu hissetmiş, Hüseyin’e ağlıyorlardı. O ise tam bir tevekkül ve vakarla onları tesellîye çalıştı. Geceyi, Yüce Allah’a duâ ederek geçirdiler.

Hz Hüseyin, üzerine saldıranlara karşı var gücüyle savaşıyordu. Kûfeliler bir yandan Hz. Hüseyin’i öldürmek istiyorlar, diğer yandan O’na ilk kılıç darbesi vuran şahıs olmaktan, başlarına büyük bir belâ almaktan korkuyorlardı. Fakat Şimr sürekli bağırıp çağırıyor, askerlerine bir an önce Hüseyin’i öldürmelerini emrediyordu. Nihâyet Zür’â isimli bir zorba, Hz Hüseyin’e ilk kılıç darbesini indirdi. Hüseyin, düştüğü yerden kalkmaya çalışırken, Sinan bin Enes En-Nehâî adında başka bir zorba, mızrağını Hz. Hüseyin’e sapladı. Peygamber torunu, başı önüne düşmüş, elleri ve dizleri üstünde dururken, Sinan üstüne atıldı ve başını kesti. Başsız beden yere düşerken, etraftaki Kûfeli leş kargaları bu şerefli bedene saldırarak üstünde ne varsa alıp yağmalamaya başladılar. Hz Hüseyin’in şanlı gövdesi, başsız bir şekilde, kanlar içinde yüzüstü kaldı, güneşin kavurduğu kıpkızıl Kerbelâ toprağında. Hz Hüseyin, 57 yaşında, Kerbelâ’da susuz bırakılarak şehîd edilmişti.

HERŞEY YAĞMALANIYOR

Yağmacılar, Hüseyin safında bulunan tüm çadırlara saldırıp, onları da yağmaladılar. Hz Hüseyin’in 21 yaşındaki oğlu Ali Zeynelâbidîn, ayağa kalkamayacak kadar ağır hastaydı. O’nu da son anda yetişen Ömer bin Sa’d, kurtardı askerlerin elinden. Yağmalanan eşyâlardan kurtarabildiklerini de çadırdaki hanımlara iâde etti.

Öğle güneşi Kerbelâyı kavururken Hz Hüseyin ve 72 şehit bir tarafta, ıraklı 88 ölü diğer tarafta yatıyordu. Hüseyin hânedânından hayatta kalan kadın ve çocuklar, elleri birbirlerine bağlanarak, yol boyunca şaklayan kırbaçlar altında Kûfe’ye kadar götürüldüler. Bunlar arasında Hz Hüseyin’in kız kardeşi Seyide Zeynep, oğlu Ali Zeynelâbidîn ve 4 yaşındaki kızı Sekîne de vardı.

Şimr bin Zilcevşen, Hz Hüseyin’in başını, mızrağının ucuna saplamıştı. Kûfe’ye geldiklerinde peygamber torununun kesik başı, vâli Ubeydullah’ın önüne atıldı. Ubeydullah, herkesin gözü önünde asâsını Hz Hüseyin’in mübârek dudaklarına vurmaya başladı. Bu rezâlete dayanamayan Hz Hüseyin’in kız kardeşi Seyyide Zeynep, vâliye haykırdı: “Çek o pis sopanı kardeşimin dudaklarından. Vallâhi senin vurduğun o dudakları Rasûl-ü Ekrem öperdi.” Peygamber torununun Kerbelâ’dan Kûfe’ye mızraklar ucunda getirilen mübârek başı, şimdi de Şam’a, Halîfe Yezid’in huzûruna götürülüyordu. Her ne kadar şiî kaynaklarda Yezid’in bu duruma sevindiği anlatılsa da, Sünnî kaynaklarda bunun tam aksi Yezid’in, Hz Hüseyin’in başını görünce, Kûfe Vâlisi Ubeydullah bin Ziyad’a lânet okuduğu nakledilmektedir.

Kerbelâ Fâciâsı, tüm zamanlarda Müslümanların kanayan bir yarası olmaya devâm etti. O gün Kerbelâ fâciâsına katılan ve Hz Hüseyin hânedânına saldıranlar, amansız hastalıklar ve devâsız dertlerle telef olup gittiler. Birçoğu da delirerek öldüler.

Yezid’e gelince; topu topu 3 yıl halîfelik yapan ve 37 yaşında ölen Yezid’in bu 3 yılı da iç kargaşa ve isyanlarla geçti. Yezid, 3 yıllık saltanât için Peygamber torununun kanını döktü.

Evet; bu kadar vahşeti okuyup da, Bolu’da susuz bırakılmak istenen insanların duaları ve bedduaları kimi vuracak bilmeyiz.

Bildiğimiz şudur; Hazreti Hüseyin efendimiz 72 kader arkadaşı ile 5 bin zırhlı hain karşısında nasıl çaresiz kaldı ve katledildi ise, bugünde Bolu Belediye başkanı SIRÇA KÖŞKTE saltanat sürerek otururken, Suriyeli insanları varil bombalarının altına sürüklemek istekleri aynıdır!.

Taktir, daha önce ülkemize şu veya bu nedenle göç edip gelen ve bugün ülkemizin en güçlü makamlarında yaşayan veya hayatlarını devam ettiren insanların ve Türk milletinin taktirlerine sunuyoruz.

Bugün Türkiye’de yaşayan kimler başka yerden göç etmeden bu topraklarda yaşamışlar?.

Merakta etmiyoruz.

Günün Sözü; İLAHİ ADALET MUTLAKA BİR GÜN TECELLİ EDECEKTİR, ZALİMLER ASLA CEZASIZ KALMAYACAKTIR.