1. yüzyılda insan katliamları devam ediyor, insanlık susmuş seyrediyor.

İnsan katliamı daha ne kadar sürecek?.

  1. yüzyıl da en güçlü ülkeler insanların katledilmesine devam ederken, aynı zamanda katliamlara da göz yumarak insanlığın yok olmasına gayret ediyorlar.

Her insanın,  her şeyi gördüğü bir dünyada halen katliamların devam etmesini sağlayan süper ülkeler olarak bilinen ABD ve Rusya liderleri, daha ne kadar katliamlara suskun kalacaklar?.

Şunu bir kez daha ifade etmek isterim; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Güçlü olmalıdır, Güçlü olmak zorundadır.

Dünyadaki insan katliamlarını durduracak tek ülke Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.

Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan Dünya ülkeleri ile yapılan her toplantıda dünyada yaşanan insan katliamlarına dikkat çekmekten vazgeçmezken, koskoca ülke liderleri katliamlar karşısında halan sessiz kalmaya devam ediyor, sözde insan hakları savunucusu ülkelerde timsah gözyaşları dökmeye devam ediyor.

Cumhurbaşkanı: “Türkiye’nin uluslararası toplum adına tek başına 9 yıldır taşıdığı sorumluluğu, diğer ülkeler paylaşmakla mükelleftir. Mültecileri kendi topraklarında tutacak, ülkemizde olanları da tekrar vatanlarına döndürecek formüllerin devreye alınması gerekiyor.” Diyor, ama, sözde insan hakları savunucusu ülkeler ve kuruluşlar Suriye de, Irak’ta, Afganistan da, Uygur da, Doğu Türkistan’da insanların katledilmesine sessiz kalmaya devam ediyorlar.

Cumhurbaşkanı: “Bugün mülteci sorunu diye genelleştirdiğimiz meselenin arka planında büyük bir dram, acı bir hikâye vardır. Sahile vuran minik çocuk cesetleri, bu sorunun artık daha fazla görmezden gelinemeyeceğini tüm dünyaya göstermiştir.” diyor ama, timsah Göz yaşları döken sözde insan hakları, özgürlük naraları atan kuruluşlar ve ülkeler suskunluklarına devam ediyorlar.

Ne vahim sonuç değimli?. Sayın Cumhurbaşkanımız dünya liderlerinin gözünün içine baka baka “Sahile vuran minik çocuk cesetleri” ni hatırlatıyor, koskoca ülke liderleri suskunluklarını sürdürüyorlar, suskunluklarını sürdürmenin yanında katliamların devam etmesi için terör örgütlerine silah desteklerini sürdürüyorlar.

Evet; Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü olmalıdır. Bölgede güçlü olan bir Türkiye, dünyadaki katliamların durmasına neden olacaktır.

Suriye’deki katliamların durması için yoğun gayret gösteren Cumhurbaşkanımız , her fırsatta Denizlerde boğulan çocukları ve varil bombaları ile katledilen çocukları gündeme getiriyor, dünya devi gözüken devlet başkanları her katliamı görmezden geliyor.

Türkiye Devleti Dünya da olup bitenlere karşı asla duyarsız ve ilgisiz kalamaz, ülkemizdeki ana muhalefet partisi lideri e mensupları; “Suriye de ne işimiz var, iktidar ülkeyi Orta Doğu Bataklığına sürüklüyor” dediklerinde gerçekleri ne kadar çarpıttıklarını görüyoruz.

Türkiye’nin müdahalesi olmadan bir Suriye devletini toprak bütünlüğünün sağlanması mümkün olmayacağını, Türkiyesiz bir Orta Doğu bölgesi düşünmek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yok olacağını ana muhalefet partileri görmek zorundadır.

Bakınız sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son günlerde önemli gündem oluşturan Libya hakkında ne diyor?.  Cumhurbaşkanı : “KKTC ve Libya ile başlattığımız süreçlerden vazgeçersek, bırakınız ekonomik faaliyetleri, bize denize girecek kıyı, olta atacak sahil bile bırakmayacaklar. Karşımızdakilerin hak, hukuk, adalet, ahlak, insaf diye bir dertleri kesinlikle bulunmuyor.” diyor, bu sözün altını kalın çizgilerle çizelim ve çok ciddi bir konu olduğunu asla unutmayalım.

Bu ülkenin siyasilerinin en büyük sıkıntısı şudur; ülke ve devlet menfaatleri siyasi ikbalin gerisinde kalmaktadır, kısır siyasi çekişmeler ülke menfaatlerinin önüne geçmektedir, üzülerek söylemek gerekirse ana muhalefet partisi CHP; “AK Parti iktidarı yıkılsın da Türkiye ne olursa olsun” diyecek kadar ileri gidiyor, bu ülkenin geleceğinin kararmasına katkı sağlıyor.

Libya hükümetinin ülkemiz ile yaptığı anlaşma dünyanın dengelerini değiştiren ülkemiz için çok hayati öne taşıyan bir anlaşmadır, halen Libya ile yapılan anlaşmanın kıymetini bilmeyen ve sürekli iktidarı ve özellikle sayın Cumhurbaşkanımızı eleştiren bir ana muhalefet partisinin gerçekleri çarpıtarak bu ülkeyi eskiden olduğu gibi İMF’ye muhtaç etmek isteğini anlamak mümkün değil.

Pek çok kişinin dediği gibi Atatürk’ün kurduğu  CHP, bugünkü CHP değil, bugünkü CHP Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Mandacılığa hayır” sözlerinin hayat bulmayacağı bir CHP ülke yönetimine talip olmak istiyor!.

Gazi Mustafa Kemal Paşa; “Mandacılığa hayır” diyor, AK Parti lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da ülkemizin ABD nin Manda yönetimine girmemesi için mücadele ediyor, Suriye de yaşananlara duyarsız kalmıyor, Libya ile önemli anlaşmalar yaparak Hür ve Bağımsız bir Türkiye’nin var olması mücadelesi veriyor, CHP ve yöneticiler ise en önemli Manda Yönetimine tabi olan İMF kontrolüne girilmesi için çalışmalar yapıyor!.

Bu ülkenin ne büyük badireler atlattığını zaten biliyoruz, geçtiğimiz günlerde eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ifade etti; “Türkiye için döviz kaynağı bulmanın tek yolunun IMF olduğunu” ifade etti.

Şu husus çok önemli.  20 yıl önce IMF komiseri Carlo Cottarelli’yi kırmızı halılarla karşılayan Bakanların olduğu Türkiye’den, 20 yıl sonra Amerika Başkan Yardımcısının görüşebilmek için kapısında beklediği Türkiye’ye.. Millete bu gururu yaşatan Erdoğan’a herkesin bir teşekkür borcu yok mu?, bırakınız bir teşekkür borcunu eski Merkez Bankası başkanı İYİ Partili Yılmaz, “Türkiye için döviz kaynağı bulmanın tek yolunun IMF olduğunu” belirterek, toplantıdan 3 ay sonra şunları söyledi: “IMF’ye gidilsin mi? gidilmesin mi? bu hükümetin tercihindedir. Ama bana göre bu kaynak ancak IMF’nin gözetim ve denetimi sağladığı bir ortamda olabilir.” Diyor yani İMF boyunduruğu altına girecek olan ve İMF den kredi almak için yola çıkan Türkiye, ilk önce “Libya ile yapılan anlaşmadan vazgeçmesi” istenecek, sonra “Suriye’den çekil” denecek, sonra “sınır ötesi operasyonlarla terör örgütleri ile yapılan mücadeleyi bırak” diyecekler, sonra verecekleri kredi içinde; “verdiğimiz kredinin şu kadarını şu kesimlere, şu kadarını da şu faaliyet alanında çalışan gruplara ve bir iki milyar doları da alt yapıda kullanabilirsin” diyerek verecekleri kredileri kendileri kullanarak Hükümeti kontrol altına alarak MANDACILIK sisteminin içine almış olacaklardır. 

Cumhurbaşkanımız bölgemizdeki katliamların durması için mücadele ederken, ülkemizin Hür ve Bağımsız olması için mücadele etmesini milletimiz biliyor, lakin ana muhalefet partileri bilmemek için gayret ediyor.

Günün Sözü: HÜR VE BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE İÇİN EL ELE