Bazen hatıralar, bazen yaşanan olaylar dilden dile dolaşarak milyonarca insanın hafızasına kayıt edilir.

Güzel ve ibret verici hatıraların hikayeye dönüşmesi ise bir başka güzellik içerir.

Bugün bizde ders verici anılardan bir iki örnek vermek istiyoruz.

 

SÖZÜNDE DURMAK

İki Delikanlı genç bir adamın koluna girip Hz.Ömer (RA) ‘a getirirler.

Ya Ömer! Bu adam bizim babamızı öldürdü kısas isteriz derler.

Mahkeme kurulur adama son isteği sorulur.

Adam: Eşim ve çocuklarımı 3 günlük yolda bıraktım benden haber bekliyorlar. Müsaade edin onlar ile helâlleşeyim.

Hz Ömer: İdam kararın verildi sen 3 günlük yola gitmek için izin istiyorsun nasıl güvenelim.

Adam: Ya Ömer der ve m isra süresi 34. ayeti okur. Söz verenler verdikleri söz den mükelleftir.
Yarin huzuru mahşer de hesaba çekilecektir.

Hz. Ömer: Peki der.
Fakat yerine bir kefil almamız lazım.
Sen gelmezssen onu idam edecez.

Adam oradaki kalabalığa sorar kefil olacak olan var mı? Kalabalıktan ses yok.

En arkadan biri elini kaldırır “ben olurum ya Ömer” der.

Bir bakıyorlar ki Hz. Ebuzer.
Herkes şaşkın.

Ya Ebuzer neye kefil olduğunu biliyorsun degilmi der Hz. Ömer.

Bırakın gitsin adamı ben kefilim der.

Adam biner atına uzaklaşır.

3 gün herkes adamı konuşur gelecek mi gelmiyecek mi mescitte bile gündem olur.
Akşam namazına yakın uzaktan bi atlı gelir.

Hz. Ömer:
Be adam neden geldin?

Adam: Demesinler ki Müslümanlar söz veripte sözlerini tutmuyorlar diye geldim.

Maktülün yakınları söz istiyorlar.
Ölen adamın çocukları
Ya Ömer biz kısas hakkımızdan vazgeçtik.

Hz Ömer:
Peki neden affediyorsunuz babanızı öldüren bu adamı?

Ya Ömer demesinler ki müslümanların arasında merhamet yok oldu!

Ebuzere dönüp
Sen bu adamin neyine nasıl inandin da kefil oldun?

Hz. Ebuzer;

Ya Ömer demesinler müslümanların arasında güven itimad kaybolmuş. Onun için kefil oldum” der.

“Papuçu Dama Atılmak “Deyiminin Çıkış Yeri

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı. Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikayeti ve sanatkarı dinliyor. Eğer şikayet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikayetçiye ödeniyordu. Ayakkabılar da ibret-i alem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor , itibarı gidiyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu.

ŞAMAR OĞLANI”NIN İLGİNÇ HİKAYESİ

  1. ve 17. yüzyıllarda feodal düzenin hakimiyeti sonucu, üst sınıf ve alt tabaka arasındaki uçurum iyice açılmıştı. Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyor ve onlarla herhangi bir yakın temas kurmaktan kaçınıyordu.

Dolayısıyla saray mensubu ve asilzade çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi. Doğal olarak en iyi hoca ve alimler, saray, şato ve konaklara bu çocukların ayağına getiriliyordu.

Ancak o dönem eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygındı ve tabi ki bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değildi.

İşte buna çözüm olarak alt tabakadan olan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için hazır bulunuyordu. Asilzade çocuğunun işlediği her hatada şamar ve sopayı bu çocuk yiyordu.

Diğer bir ayrıntı da, derse katılan bu halk çocuğunun birşeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da bilhassa bu iş için sağır edilmesiydi. Şamar Oğlanının İngilizcesi “Whipping boy” dur

İNSAN DEĞER VERDİĞİNİN SESİNİ DUYAR!

Kızılderili reisleri trenle New York’a getirilir.
Bir heyet kendilerini karşılar.
Konuklara toplantı öncesi kenti gezdirirler.
Sokaklarda ki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü Kızılderilileri şaşırtır.

Birara Reis Karageyik, Ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyler.
Diğer reisler onaylar ama beyaz adamlar inanmaz.
Kentte Ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylerler.

Reis Karageyik ısrar eder.
Arabayı durdurur.
İner, ileride ki parka gider ve bir ağaçta Ağustos böceğini görür.

Amerikalılar şaşırır.
“Olamaz” derler“Sende doğaüstü güçler var.”
“Hayır” der Karageyik,
“Ağustos böceğini duymak için doğaüstü güce ihtiyaç yok.”
“O zaman biz niye duymadık?” derler.

Kara Geyik cebinden metal bir 50 sent çıkarır kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarlarlar.

Bir anda herkes “Acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başlar.

Karageyik yanındakilere sorar
“Anladınız mı?”
“Anlamadık” derler.

Reis Karageyik anlatır;  “Bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.

Siz doğaya değer verseydiniz, Ağustos böceğinin şarkısını duyardınız.” der!

Günün Sözü: DOĞAYI KİRLETMEDEN KORUYALIM