Merhaba sevgili okuyucularım…

5 yıllık bir aradan sonra yine birlikteyiz.

Yazılarımı okuduğunuz yıllarda 14 -15 yaşında araştırmacı bir gençtim.

Bugün “Z” kuşağının büyük çoğunluğunu teşkil eden –alfa- üyeleriyle aynı fikirleri, aynı özelikleri taşıyan aktif bir “Z” kuşağı bireyi olarak karşınızdayım.

İnsanları hayata bağlayan en önemli olgu güzel anılarıdır.

Küçük yaşlarda başladığım Türkiye gezilerimde; tanıştığım, buluştuğum, misafiri olduğum ve sosyal medya aracılığında tanıdığım sizleri ailem olarak, sizler beni ailenizden biri olarak kabullendiniz…

İyiki varsınız…

Sizleri tanıdığım için çok şanslıyım. Bugün beni hayata bağlayan, yaşantıma anlam katan, sizlerle yaşadığım o güzel anılarımdır.

Sizlere minnetle teşekkür ediyorum.

Bugünkü yazımı Alzheimer hastalığına ayırdım. Bu yazımı bir tıp uzmanı olarak değil 5 yıl boyunca Alzheimer hastasıyla beraber yaşamış ve hastalığı derinlemesine incelemiş bir gözlemci olarak yazıyorum.

Beni tanıyanlar anneannemi tanır.

Anneannem 60’larında, gülmeyi seven, dünya tatlısı, emekli bir kadındır.

Doğduğum andan itibaren tüm zamanını benimle birlikte geçirdi. O beni her türlü kötülükten koruyup, kolladı, nadide bir çiçek gibi büyüttü. Aramızda çok büyük bir bağ vardı ve onunla şahane bir ömür paylaştım.

15 yaşıma geldiğimde anneannem agresifleşmeye, günlük kullandığı kelime haznesi değişirken, eşyaların, arkadaşlarının isimlerini unutmaya başladı. Her gün gittiği yolları şaşırıyor ve yanında olduğumuz halde henüz gelip gelmediğimi soruyor. Bizler bu durumuna önce anlam veremedik, bunama, yaşlılık diye hafife aldık.

Sağlık kuruluşuna başvurduk. Alzheimer hastalığına yakalandığı ve ikinci evrede olduğunu öğrendik.

Alzheimer; 1906 yılında Dr. Alois Alzheimer tarafından tanımlanan bir hastalık olduğu bilinmektedir. Bazı doktorlara göre ApoE (apolipoprotein-E) adlı bir genin deforme olmasından kaynaklı; bazılarına görede Amiolid denilen bir proteinin vücutta yaptığı hasarla beyin damarları yavaş yavaş kururken, seyri yavaş olan, başlangıcı kolay fark edilmeyen, unutkanlığın ilk semptom olduğu ve önemlisi de tedavisi halen bulunamamış sadece ilerleyişi yavaşlatılabilen hastalık.

Tekrar hastalığın seyrine dönelim.

Anneanneme tedavi başlangıcı olarak,  ilaçlar verildi. Verilen ilaçlara rağmen hastalık çok hızlı seyretti ve çok kısa bir süre içinde beni, annemi ve babamı tanımadı.

Her dakikasını benimle paylaşmış, beni gözünden sakınan ceylan gözlü anneanneme %94 engelli raporu verildi.

%94 engelli olmak demek, hafızasından her şeyin silinmiş, duyguların, düşüncelerin, davranışların ve belleğin kaybolması demektir. Neden yaşadığını ne olduğunu bilmemektir. İştahı azaldı, hızla kilo kaybederken, gece ve gündüz uykuları bitti, agrasifleşti, saldırganlaştı, evden kaçarak, sürekli bağırarak, bizlere vurmaya, kapının, pencerenin camlarını kırmaya, kitaplarımı yırtmaya başladı. Anlatmak istemediğim ama hatırladıkça kalbimi yoran bir sürü olaylar zinciri var. Artık anneannem beni ne tanıyabiliyor, nede benimle sohbet edebiliyordu. Yemeğini ben yediriyor, ilaçlarını artık ben içiriyordum.

Bu hastalığın olduğu evlerde, normal hayat, kahkahalar, espriler biter, huzur yok olur, yaşam 24 saat boyunca kâbusa dönüşür. O kadar çok etkileniyordum ki uzmanlardan psikolojik destek alarak dayanabiliyordum.

Alzheimer hastasına bakıcı bulmak öyle kolay değil.

Bulduğumuz bakıcılar aile geliri kadar ücret ve sosyal imkânlar istediler.

Devlet bakımevleri dolu olduğu için kendisine yer bulamadık.

Özel bakımevleri aile gelirinin iki katı bedel istedikleri için oralarada yerleştiremedik.

Devlet; anneannem emekli/dul aylığı aldığı için yaşlı bezi dışında herhangi bir bakıcı yardımı yapmadı.

Alzheimer bir çöküş sürecidir ve bu hastalığa yakalanlarının, yakınlarının başına gelebilecek en büyük felakettir.

Tedavisi bulunamayan Alzheimer hastalığı; size hayat enerjisi veren sevdiklerinizi gözünüzün önünde tüketirken, sizi de tüketiyor.

Ve bir yıl önce maddi manevi ağır bir sonla, bu hastalığa teslim oldu onu kaybettik.

Nur içinde yatsın…

Sevgili ailelerim;

Eğer sizler kendinizde veya çevrenizdeki bireylerin, normal insanların günlük yaşamında kullandığı hareket ve sözler sezinlerseniz mutlaka ciddiye alın vakit geçirmeden, detaylı muayene, bilişsel testlerin uygulandığı kesin tanı yapabilen bir sağlık kuruluşuna başvurun. Erken tanı, kesin tedavi olmamasına rağmen hastalığın ilaçlarla ilerlemesi yavaşlatılabilmektedir.

Tıbbi tanıyı uzmanları yapar ama bir uzmana gitmeden önce fikir edinmek için şüphe duyduğumuz kişinin bellek muayenesini basit yöntemlerle hepimiz yapabiliriz.

Alzheimer hastalarının %10’u 50-65 yaş arasını, %90’ı ise 65 yaş ve üzerini kapsar.

Evinizde yaşlılarınız varsa, akşam yemeğinde ne yediğini, birgün önce nereye gittiğini, kiminle ne konuştuğunu sorun.

Eşyaların ismini doğru söyleyebiliyormu?

Nesneleri tanımakta zorlanıyormu?

Haftanın günlerini geriye sayabiliyormu?

Beraber izlediğiniz herhangi bir filmi, güncel haberi size izlediği doğrulukta anlatabiliyormu?

Boş bir sayfaya 20 rakam veya 20 kelime yazın; beş tanesini ezberlemesini söyleyin ve en kısa süre içinde kelime veya rakamları yazdığınız listeden seçmesini isteyin, Alzheimer tipi demans varsa kişinin kayıt belleği bozulduğu için doğru cevapları bulamayacaktır.

Eğer yukardaki teste uygun yanıtlar vermiyorsa ilk işiniz sağlık kuruluşuna gitmek olmalıdır.

Unutmayın sağlık bir bütünlüğün birleşkesidir.

İnanın bana dünyada olmasını istediğim en son hastalık Alzheimer’dır.

Kitap okuyacaksın, beyin aktivitesini canlı tutacak uğraşlar edinerek, sorular çözeceksin, spor yaparak aktif olacaksın, beyin damarları hayvansal gıda beslenmesinden gelen kolesterolle tıkandığı için sebze, meyve, tahıl, baklagil, kuruyemiş ve tohumlar ağırlıklı beslenerek vücud sağlığını, düşüncesel sorunlarında psikoterapiden destek alarak akıl sağlığını korumalısın.

Bu yazıyı okuduysanız, sevdiklerinize, annenize, babanıza ve atalarınıza sıkıca sarılın.

Hemen şimdi sarılın ki yarın geç olmasın…

Sizi seviyorum, hoşçakalın, sağlıcakla kalın, aile tadında mutlulukla kalın.

Doğa EKER