Cumhuriyet Şöleniyle Bir Başka Şenlensin

Zeynep Boynudelik

Zeynep Boynudelik

Leyla’nın abisi yuva kuruyor. Yirmi dokuz ekim tarihinde tarihi bir gün olsun istiyorlar. Cumhuriyet şöleniyle bir başka şenlensin, fener alayıyla renklensin, düşünü kuruyorlar.

Leyla’nın babaannesi Fikriye nine zaten bu tarihi istemiş. İlkokul yıllarında Pamuk prenses yapmışlar onu. Hâlâ bukleli sarı saçlarını , mavi bakan gözlerini özlüyor.

Seksen sene önceki ruh haliyle çarpıyor kalbi. Diyor: “ Ferid’in gelin arabasında ben yine Pamuk prenses olacağım. Rıfkı da yedi cücelerden uykucu olacak. Uykuda bitirecek ömrünü.

Fener alayının en önünde bandolarla gideceğiz.”

Hekim diyor:

“ O günü yaşaması için sahiden de gelin arabasına oturacak ve prenses gibi mavili pembeli taftadan bir elbise giyecek.”

Babaannesinin üzerinde hakkı çok olan damat Ferit bu durumdan biraz rahatsız. Aslında onun için hiç problem yok. Hatta bu emektar kadının mutluluğuna sebeb olduğundan ötürü çok mutlu lakin gelin hanım , gelin arabasının önünde erken bunamaya girmiş yaşlı bir prenses ister mi o meçhul.

Ezile büzüle söylüyor Ferit durumu. Altı yedi ay öncesinde de eşya alışverişinde de tatsızlık yaşatan gelin hanım ikinci bir şoka girse de güç bela razı oluyor. Sadece Ferit’i sevdiğinden dolayı.

Salon koltuklarının en lüksünü beğenince ve Ferit de onay verince başlıyor münakaşa.

Leylalar daha olurunu düşünürken boylarını aşan harcamayı istemiyorlar elbette. Lakin gelinin isteği Ferit için olmazsa olmaz!

Sessizliğiyle ün salmış Sakine teyze yani Leyla’nın annesi zorlanacaklarını ima etse de fazla tepki gösteremiyor.

Her söze verilecek cevabı hazır bulunan babaanne lâfa karışıyor tam yerinde.

“ Bizler her bayram odamızdaki demir somyayı dışarı çıkarırdık. Pencerenin önündeki boydan boya sedirle iki tek koltukta misafir ağırlanırdı. Başka oda olmadığı için bayram boyunca evin hayadında uyurduk. Bi kere demezdik; bu somya da burada kalsın.

Misafir değerliydi misafir başın tacıydı. Hem başka oda yoktu. Seneler devrildikçe iki koltuk daha ekleniverdi. ‘ Meyhane bardağı’ gibi dizerdim yan yana.

Ne paşası kaldı ağırlanmadık , ne ağası. İnsan gibi insanlar geçti. Sen pahasına aldanma. Tatlı sözünü güler yüzünü kaybetme. Borcu düşünerek oturursan diken olur batar sana. “

Bu kadar akıllı, oturaklı kelam eden babaanne atak yapınca nasıl bu hâle geliyor akıl sır ermiyor.

Bir akşam önce kına sinisi geliyor kız evinin önüne. İnce çalgı eşliğinde. Eski postanenin önünden Çilhane camisinin yanından sohbet eşliğinde ilerliyor komşunun, akrabanın erkekleri. Bir yetişkinin kucağında helva tepsisi. Bir başkasında ,mum konmuş şamdan. Kırmızı gülle süslenmiş sigara, şeker, kahve paketleri.

Kız evinde lokumlar, kolonyalar hazır nazır beklemede. Sandalyeler dizilmiş komşular karşılamada. Dostluklar daha bir pekişmiş. Herkesin yüzünde umutlu gün ışıkları.

Ve süslü dantelalı bohça iniyor merdivenden. Teslim alıyor damat Ferit’in sadıcı.

Damadın terliği, takım elbiseliği…

Gelenekler görenekler, eskiye dönüşler…

Kimseciklerin haberi yok Fikriye ninenin prenses olacağından.

Ara ara durgunlaşan, kaşları çatılan gelin biliyor sadece. O gece tansiyon gelgitler yaşıyor babaannede. Ne prenseslik hevesi ne fener alayının renkleri. Düşünemeyecek kadar yorgun .

Ferit’in gözlerinde şimşekler çakıyor. Babaannesini kaybetmenin korkusuyla sarsılmış ruhunu düğünü bile mutlu edemiyor.

Eline sarılıp, buruşmuş yanaklarından öpen Ferit’i damatlıklar içinde görünce diş olmayan ağzıyla fısıldıyor:

“ Gelin hanıma söyle, bu yıl cumhuriyetin prensesi o olacak. İhtiyar prenses miladını dolduracak ve veda bayrağını çekecek!..”

….. İki gün sonra Kale içinin eteklerinden bir bayrak yükseliyor. Çilhanede

okunuyor içli içli. Herkesler iyi yaşadığını, şanslı olduğunu, çekmeden kimseye muhtaç olmadan göçtüğünü düşünürken Leyla ile abisi Ferit’in yürekleri yangının ortasında kalıyor. Ferit pamuk prensesliği için diktirdiği robalı tafta elbisesini tabutun üzerine seriyor ve Melikgazi kabristanlığına kadar kesik sözlerle;

“ Elveda cumhuriyetin prensesi, elveda !..”

fısıldıyor.

Zeynep BOYNUDELİK