Bugün 14 Mayıs 1950,  Demokrat Partinin  Özgürlük ve Demokrasi Bayramının yıl dönümü.

Ülkemizin çok partili sisteme geçmesinin 73. Yılını kutluyoruz.

Ülkemizde çok partili sisteme 1946 yılında geçildi, CHP nin 23 yıllık tek başına iktidarı 1946 yılında son buldu, aslında 1946 yılında yine CHP iktidar oldu ama çok partili sisteme geçilmiş oldu.

Yeni nesil dün yaşanan sıkıntıları pek bilmez, öğrenmekte istemez, biz yine de kısa hatırlatma turu yapalım istedik.

Türkiye, çok partili demokrasiyi ilk olarak 1946 yılında tecrübe etti. 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra 1923-1927-1931-1935-1939-1943 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek partili yönetimi ile seçimler yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı sonuçlar ve kendi içsel şartlarının zorlaması ile 1946 yılında ilk defa çok partili seçime gitti.

Şunu hemen hatırlatmak isteriz. Ülkemizde Cumhuriyet Halk Partisi (Halk Fırkası) ilk kurulan partidir, daha sonra Serbest Fırka kurulmuş ama fazla faaliyet göstermeden kapatılmıştır.

Ekonomisi çöküş sürecine giren Türkiye’de, 1945 yılına gelindiğinde yeni bir siyasi düşüncenin rol alması gerektiği fikri konuşulmaya başlandı. Meclis’te görüşülen ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ CHP içindeki muhalefeti gün yüzüne çıkardı. Kanun görüşmeleri esnasında kürsüde uzun bir konuşma yapan milletvekili rahmetli Adnan Menderes dikkatleri üzerine çekti. Türkiye siyasetini yeni bir sürece sokan bu ilk adım, “Dörtlü Takrir” adıyla bilinen 7 Haziran 1945 tarihli önerge ile atıldı.

Demokrat Partinin (DP) kurucuları CHP de millet vekilliği yapmış kişilerdi.

ANAYASAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KULLANILMASI;

CHP milletvekilleri rahmetli Celal Bayar, rahmetli Adnan Menderes, rahmetli Refik Koraltan ve rahmetli Fuat Köprülü’nün imzaladığı önergede, anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması istendi. Kabul edilmeyen ve açıktan bir meydan okuma olan bu önerge CHP’de deprem etkisi yaptı.

21 Eylül 1945’te Menderes ve Köprülü partiden ihraç edildi. Böylece bir yıldız gibi parlayan rahmetli Adnan Menderes’in 15 yıllık CHP serüveni sona erdi, rahmetli Celal Bayar da milletvekilliğinden istifa etti.

  1. Dünya Savaşın sona ermesi ile birlikte oluşan iki kutuplu dünya, birçok ülkeyi bir tercih yapmaya zorladı.

CHP milletvekillerinden bazılarının ciddi muhalefet yapması, Batı’dan gelen taleplerin en açığı ise tam anlamıyla ‘demokratik’ bir siyasal sistemin oluşturulmasıydı.

  1. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra, 1 Kasım 1945’te Cumhurbaşkanı rahmetli İsmet İnönü’nün Meclis’teki açılış konuşmasında “Türkiye’nin tek eksiğinin bir muhalefet partisi olduğunu” söylemesi ile ülke artık yeni bir dönemin kapısını aralamış oldu.

 

CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı rahmetli İsmet İnönü’nün TBMM de yaptığı konuşmadan sonra rahmeti Celal Bayar, 1 Aralık’ta parti kuracaklarını açıkladı ve 3 Aralık günü CHP’den istifa etti. Bayar ve arkadaşları, 1946 başında Demokrat Parti’yi (DP) kurdu. Artık Türkiye’de CHP dışında bir parti vardı. Halk, CHP dışında bir tercih yapabilecekti.

CHP ve ismet İnönü DP nin kurulmasına olumlu bakmış ve ilk günlerde olumlu ilerleyen iktidar-muhalefet ilişkisi DP’nin kısa zamanda teşkilatını hızla genişletmesi ile bozuldu. Gelişmeler; İnönü’nün küçük bir muhalefet partisi olarak kalacağını düşündüğü Demokrat Parti’nin hedeflerini gerçekleştirebileceğini gösteriyordu.

DP nin halk tarafından ilgi gördüğünü anlayan CHP kurmayları, DP nin ilerleyen zamanda daha güçlü olacağını düşünerek erken seçim kararı aldı. 26 Nisan’da toplanan CHP Meclis Grubu, Eylül 1946’da yapılması gereken belediye seçimlerinin Mayıs 1946’da yapılmasını sağlayan tasarıyı kabul etti. Bu kanun iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkileri bozarken giderek artan bir gerginlik sürecinin de başlamasına neden oldu.

CHP iktidarının erken seçim alma kararı karşısında, DP Genel Merkezi, 8 Mayıs’ta Celal Bayar imzasıyla bir bildiri yayınlayarak belediye seçimlerine katılmayacaklarını açıkladı. DP’nin halktan büyük ilgi görmesi ile tehlike çanlarının sesini duyan CHP, genel seçimleri de erkene alma hamlesi yaptı. 5 Haziran 1946 günü Meclis Başkanlığı’na sunulan önerge aynı gün kabul edildi. 6 ay önce kurulan DP hazır değildi. Fakat seçimlere katılmama hamlesi halktan kabul görmedi. Meydanlardaki coşku ve kalabalıktan cesaret alan DP, 21 Temmuz günü yapılacak seçimlere katılma kararı aldı. Yoğun ilgi DP’ye yönelik yeni bir baskıyı da beraberinde getirdi. Demokrat Parti mitinglerinde olaylar çıktı, partililer polisler tarafından baskı altına alındı.

Rahmetli Adnan Menderes, 17 Temmuz günü memleketi Aydın’da yaptığı konuşmada CHP’lilerin üzerlerinde nasıl bir baskı kurmak istediğini çarpıcı iddialar ile dile getirdi, sözlerine; “Arkadaşlar ben size hesap vermeye geldim” diye başlayan Menderes konuşması gazetelere de haber oldu. CHP nin kendilerinden istenilenleri şöyle aktardı; “Bu memlekete hürriyet gelsin diye çırpındık. Dinlemediler. Bizi sorguya çektiler. Yedi saat küfrettiler. Bize kızmalarının yegane sebebi, istedikleri yolda yürümeyişimizdi. Şark vilayetlerinde ve hudut vilayetlerimizde teşkilat yapmamamızı, köylere asla uzanmamızı istemediler. Halk Partisi’ne karşı hiç olmazsa 40-50 sene iktidara gelme iddiasında bulunmamamızı istediler. Görülüyor ki arkadaşlar, bizden beklenilen demokratik manzarayı tamamlayan bir süs olarak kalmak, biz buna asla izin vermeyeceğiz” dedi.

CHP içindeki muhalefet iktidarın uygulamalarından rahatsızlıklarını dile getiren sürekli açıklamalarda bulunuyorlardı.  CHP’li rahmetli Nihat Erim 30 Mayıs 1946 günü Ulus gazetesinde yayınladığı “Şal” başlıklı makalesinde, rahmetli İnönü’nün nabzını yoklayarak başarısız seçim propagandasından yakındı. İnönü ise Erim’e, “Demokrat Parti kazanırsa yönetime el koyarız” şeklinde yorumlanacak şu yanıtı verdi: “Ben ihtilalci ve Kuva-i Milliyetçi İsmet’im. Biz bu ülkeyi yoktan bu hale getirdik, üç beş çapulcuya maskara etmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Muvaffak olursak ne ala, olamazsa vazgeçer eski usulde birkaç sene daha devam ederiz.” diye cevap verdi.

21 Temmuz günü, halkın ilk defa birden fazla partiye oy vereceği seçim günüydü… Demokrat Parti’nin teşkilatlanamaması ve seçmen baskı altına alınmasına rağmen bu çok önemli bir başlangıçtı. Seçim sonuçlarına ilişkin Demokrat Parti’ye gelen ilk mesajlar “kazanıyoruz” yönündeyken bu bilgiler akşama doğru değişti. İddialar vahimdi. Çok sayada bölgede sandıklar kaçırılıp saklanmıştı. Oylar açık kullanılıp, gizli tasnif ediliyordu. Gazetelere göre seçimlerde hile yapılmıştı. Sonuçlar CHP’nin kazandığını gösterdiğinde DP genel merkezine öfke hakimdi. ‘Sine-i Millet’ lafı ilk kez o gün söylenmişti. DP, CHP iktidarını tanınmayacaktı. Celal Bayar bu fikre sıcak bakmadı.

DP İlk seçim deneyimini, kurulduktan hemen 7 ay sonra Temmuz 1946 yaşayan Demokrat Parti, her ne kadar ülke genelinde yeterince örgütlenememiş olsa da seçimlerde ciddi başarılar elde etti. 7 ay gibi kısa bir sürede meclise 62 milletvekili sokma başarısını gösterdi, aslında DP daha çok Milletvekili çıkarması gerekiyordu, ancak “açık oy, gizli tasnif” şeklinde oyların kullanılması ve sandıkların kaçırılması Milletvekili sayısının düşük olmasına neden oldu.  1946 seçimleri hem Türkiye hem de CHP için bir şeylerin değişmeye başladığının apaçık bir göstergesiydi. Sağ tarafa DP’liler, sol tarafa ise 397 CHP milletvekili yerleşti, Milletvekili seçiminden sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP’nin adayı İsmet İnönü, DP’nin adayı ise Mareşal Fevzi Çakmak’tı. İnönü Cumhurbaşkanı seçildi. Fevzi Çakmak ise CHP’lilerin de oy vermesi ile çok partili sistemde ilk Meclis başkanı oldu.

Ülkemiz çok partili sisteme sancılıda olsa CHP nin içindeki muhalefet milletvekilleri sayesinde geçmiş oldu.

Bugün önemli gün, çok partili yönetime geçmenin 73. yılını yaşıyoruz, kutlamıyoruz.

Kazanamayacağınızı bile bile cahillerle tartışmaya girmeyin, çünkü sabit fikirli  insanların dilleri, beyinlerinden daha büyüktür. İşte bu yüzden her ikisini de kontrol etmekte zorlanırlar. Ya sınırlarını aşarlar, yada sinirlerinizi bozarlar.

Ayrıca gerçekleri kabullenmeyen insanla da tartışmaya gerek yok, gerçeği kabul etmeyen insan zır cahil insandır, zır cahil insan demek diplomasız insan anlamına da gelir.

Günün Sözü: ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ HERKESE LAZIM.