Bir arkadaş yazdığım yazıdan dolayı bana; “gazeteci bey sen ne içiyosun da kafan hep güzel bize söyle de bizde içelim gerceği göremiyecek kadar” demiş, bende cevaben; “sahurda Yerli ve Milli Ayran içiyorum, Niksar Ayvaz Suyu içiyorum bunları içerseniz gerçekleri görürsünüz” dedim.

Ayran sağlık açısından çok önemli, Ayvaz Suyumuzda çok değerli ve önemli, sürekli içtiğimiz ürünlere içinde birde Çaykur  Çayı’nı içiyoruz, bu kadar güzel içecekler herkese nasip olmaz.

Ramazan ayının en mükemmel içecekleri Ayran ve Niksar Ayvaz Suyu, hem Yerli ve Milli, hem de çok sağlıklı.

Yerli ve Milli ürünler her zaman kullanmalı, özellikle Ramazan ayında mutlaka kullanılmalıdır, birileri Müslümanlığı, vatanseverliği, Milliyetçiliği kimseye vermezler ama, Müslümanlara kurşun olarak dönen Cola yı içmekten de geri durmazlar, hem de Ramazan ayında.

“BİR OL, GÜÇLÜ OL, HAZIR OL” diyoruz, bunlar bugün milletimizin yapması gereken özellikler.

Bir olacağız, Diri olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız, bu kuralı yapmaz isek yanı başımızda Suriye’nin düştüğü durumu asla göz ardı etmeyeceğiz.

Bir olmak, diri olmak, hep birlikte kardeşçe yaşamak hakkımızdır, birlikten ayrılırsak, Darı unu gibi dağılır gideriz, Allah korusun, Suriyelilerin, Iraklıların, Pakistanlıların, Bulgaristanlıların, Selaniklilerin, İranlıların, buhar kazanlarında yakılan Yahudilerin gideceği bir Türkiye var, Türk ve Müslümanların gideceği bir yerde yok.

Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Osmanlı Hanedanının aile bireylerinin düştüğü durumu, tarihçilerden başka pek bilen olmaz, tarihçileri de pek dinleyen olmaz, yeni nesil tarihe karşı pekte duyarlı değildir, ama tarihi gerçekleri asla unutmamak gerekir.

Cihan İmparatorluğunun varislerinin düştüğü durumdan bir örnek, ibret alınmalı ve devletimize sahip çıkmalıyız.

 

BAŞBAKANLIK Cumhuriyet Arşivleri’nin TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderdiği 27 Mayıs darbesiyle ilgili binlerce belgenin arasından, tarihimizde eşine ender rastlanacak derecede hüzünlü bir mektup çıktı.

 

Mektup, Osmanlı hükümdarı İkinci Abdülhamid’in hanımı olan ve 1961’de vefat eden Müşfika Kadınefendi, yahut cumhuriyet dönemindeki ismi ile Müşfika Kayasoy tarafından 26 Ekim 1954’te zamanın Başbakanı Adnan Menderes’e yazılmıştı.

 

‘TARİHİN EMANETÇİSİYİM’

Sultan Abdülhamid’in hanımı, mektubunda örtülü ödenekten kendisine her ay 200 lira verildiğini, tek gelirinin bu olduğunu ama artık geçinemediğini söylüyor; “Ben merhametli milletimize tarihin emaneti gibiyim. Devletten ve milletten başka dayanağım yoktur. Âciz bir şekilde yaşamama rıza göstermeyin” diyor ve 200 liralık aylığına zam yapılmasını rica ediyordu.

 

Çektiği sıkıntıyı son derece açık bir şekilde ifade eden Müşfika Kadınefendi, mektubunu Başbakan Adnan Menderes’e hitaben “Oğlum… Hâlimi arzettim. …Sevgi ve dualarla gözlerinizden öperim” sözleriyle bitiriyordu.

 

İşte, bir zamanlar sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en güçlü ve en zengin devlet başkanı olan Sultan İkinci Abdülhamid’in hanımının Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na yazdığı mektup:

 

“Sayın Başvekil, Ben, Osmanlı hanedanının son hükümdarlarından II. Abdülhamid’in dördüncü zevcesiyim. O devrin ebediyen kapandığına kail (razı olmuş) bulunmaktayım. Devir kapanırken, mezkûr hanedana mensup olanlar hasbelicap (durumun gereği olarak) memleketi terketmek mecburiyetinde kaldılar. Ben, ol bâbdaki (o konudaki) kanunun bahşettiği müsaadelerden bilistifade (istifade ederek) şefik milletimin âgûşuna (merhametli milletimin kucağına) sığınarak sevgili milletimi terketmeyip daimî surette onun sâye-i himayesinde (himayesi altında) kaldım.

 

Yedi yüz senelik bir devrin yegâne yadigârı olan bendeniz sayın vekâletinizin mestûresinden (örtülü ödeneğinden) lûtfettiği 200 liradan başka bir gelirim yoktur. Bu tahsisatla mahmûl (yüklenmiş) bulunduğun tarihin şerefini vikaye ederek (koruyarak) yaşayabilmek için cemiyette yaşayan bir insanın bütün ihtiyaçlarını terkederek senelerden beri tamamen münzevî bir halde devlet ve millete duâhan olarak (dua ederek) yaşıyorum. Lâkin son günlerde zarûrî ihtiyaçlar karşısında lütuf buyurulan 200 lira ile böyle bir hayatı idame ettirmeğe (devam ettirmeye) kâfi gelememektedir. Millet ve devletten başka istinâdgâhım (dayanağım) yoktur.

 

Tarihin şefîk (merhametli) milletimize vedia (emanet) olarak bıraktığı 85 yaşındaki bir insanın asîl milletimiz ortasında zebûn (âciz) olarak yaşamasına necîp milletimizin rıza göstereceğine asla ihtimal veremem. Onun için:

 

Oğlum… Hâlimi arzettim. Yeniden milletin âgûşuna dehâlet ediyorum (kucağına sığınıyorum). Milletimin hakikî mümessilleri olan sizlere müracaat ediyorum. Mümkünse verilen tahsisata bir miktar daha ilâvesine delâletlerinizi rica ederken sevgi ve dualarla gözlerinizden öperim.

Müşfika Kayasoy.

İşte Cihan İmparatorlu olan Osmanlı hanedanının aile bireylerin düştüğü durum.

Herkes ülkesine sahip çıkmalıdır, aksi taktirde senin hangi makamda veya mevkide olduğunun hiç önemi yok, memleket istilaya bir kez düşmeyi görsün.

Bu ülke hepimizin ama ne gariptir ki siyasi çıkarlardan dolayı pek çok aklı başında olan insanlar siyasi hırs adına devletin ve milletin yıkılmasına fırsat vermeye çalışıyor.

ABD ülkemizi çeşitli şekillerde tehdit ederken, bugün birlik içinde olmayıp, ne zaman olacağız?

“BİR OLMALIYIZ, GÜÇLÜ OLMALIYIZ, HAZIR OLMALIYIZ, aksi taktirde ipin ucu bir kaçarsa Allah korusun nesillerimizi katliamlara yem vermek zorunda kalırız.

 

Günün Sözü: “Mazlumlar için kuyu kazanlar, kazdıkları kuyuya kendileri düşüp ah ederler.” Hz. Mevlâna