“AYASOFYA’NIN ÖZGÜRLEŞMEDİĞİ BİR DÜNYADA, KİMSE ÖZGÜRLÜKTEN BAHSEDEMEZ!. KİMSE İSLAM ADINA SAVUNMA YAPAMAZ!.”  demiştim, bu düşüncemi aynen koruyorum.

Fatih Sultan Mehmed, fetihle özdeşleşmiş olan Ayasofya Camii’nin kıyamete kadar ayakta kalabilmesi amacıyla vakıf tesis etmiş ve bir vakfiye yazdırmıştı. Ne yazık ki bu vakfiyeye uyulmadı, uyulmuyor… Bu cami, 1934 yılında Resmî Gazetede dahi neşredilmeyen bir Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülmüştü. 13 Temmuz 1980 tarihinde Süleyman Demirel’in Başbakanlığı’ndaki 43. Hükümet döneminde ‘Hünkâr Mahfili’ ibadete açılmış, ne yazık ki 12 Eylül 1980 sonrasında darbecilerin aldığı bir kararla burası da kapatılmış ve Ayasofya’dan ezan, Mukaddes Emanetler Dairesi’ndeki Kur’ân sesi yeniden susturulmuştu.

Ayasofya Camisinin yeniden ibadete açılması için yıllardır konuşulur durur ama, bugüne kadar her konuşma bir türlü sonuçlanmaz.

Ayasofya’nın Cami iken Müze oluşuna karar veren zamanın siyasetçileri ve devlet adamlarıdır, bugünde Müze olarak hizmet veren Ayasofya’nın Cami olarak hizmet vermesi için yine Siyasetçiler ve Devlet adamları karar verecekken, bir dernek açtığı dava olduğu için şimdi Danıştay’ın karar vermesi bekleniyor, sanırım Danıştay kararının beklenmesi doğru bir karardır.

Ayasofya’nın cami olarak hizmet yapması her Müslüman Türk’ün en büyük arzusudur, inşallah bu arzu en kısa zamanda yerine getirilecektir.

Ayasofya Camisinin aslına uygun olarak hizmet yapması her şeyden önce İstanbul’un Fatihi, Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin yapmış olduğu bedduadan kurtulmamıza vesile olacaktır.

İstanbul Fatihi Sultan Mehmed  HanHazretleri, Ayasofya Camii’nin ve vakfının korunmasına ilişkin yayınladığı vakfiyesinde şu ifadelerde bulunuyordu: “Allah’ın yarattıklarından Allah’a ve O’nun rüyetine iman eden, ahirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib (zâlim ve diktatör) olsun, özellikle zâlim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fâsid bir tahakküm ve bâtıl bir nezâret ile vakıflara nâzır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak asla helal değildir!

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse; veya şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeriata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey talep ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun. “Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” diyen bir mesaj karşısında Türk milletinin suskun kalması beklenemez.

İslam dininde beddua herkesi korkutur ve ürkütür.

İstanbul Fatihi Sultan Mehmed  Han Hazretlerinin kendi mülkü olan bir eserin bağışlandığı şekilde değil de farklı amaçlarla kullanılması halinde nasıl bir beddua ile karşı karşıya olduğumuzu bilmemek, buna duyarsız kalmak sanırım en büyük ahmaklıktır.

Allah korusun beddua gerçektir ve mutlaka bedduaya çarpılmamak için, onun vebaline girmemek için mutlaka çözüm bulunmalıdır.

Ayasofya Camisi konusunda son yargı kararını mutlaka Danıştay 10. Dairesi verecektir ama, idari kararı da sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan veya bakanlar kurulunun vermesi gerekmektedir.

Ayasofya’nın Cami olarak hizmet vermesi her şeyden önce Müslüman Türk Milletinin Bedduadan kurtulmasına vesile olacaktır.

Biz Müslüman Türk milleti olarak bize emanet edilen bir eseri, usulüne uygun olarak değerlendirmek, emanet edilen değerin sağlıklı kullanılması bakımından da önemlidir.

İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmed  Han Hazretlerinin emaneti her Türk insanı için bir kutsal değerdir, içimizdeki bazı şer düşünceler verilen emanetin aslına uygun kullanılmaması için çalışma yapmış olsalar da, üç-beş kendini bilmezin sözleri bizleri vebal ile yaşamaya mahkum edemeyecektir.

Son günlerde Ayasofya Camisini siyasi araç olarak kullanan bazı kişiler asla amaçlarına ulaşamayacaklardır.

İstanbul şehri önemlidir, yapılan yanlış siyasi tercihler sonrasında İstanbul bugün başka düşüncede olan kişilerin elinde gözükse de, bu yaşanan süreç Müslümanların uyanmasına inşallah vesile olacaktır.

Bizler ne diyoruz?, “BİR MUSİBET, BİN NASİHATTEN İYİDİR” diyoruz, İstanbul seçimleri bir musibetin göstergesi ve Müslüman Türk milletinin uyanmasına inşallah vesile olacaktır.

Bakınız İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmed  Han Hazretlerinin Müslüman Türk milletine bağışladı makamda oturan ve Şeyhül İslam makamını işgal eden bir kişi ne diyor?.  Yunan gazeteci Ekrem İmamoğlu’na Ayasofya’yı soruyor ve ancak Bir Rumun verebileceği cevabı İBB  veriyor; “Ayasofya’nın ibadete açılması gibi bir ihtiyacın bulunduğuna inanmıyorum.” Bu tartışmalar beni üzüyor, Cami ihtiyacı yok” diyor, bu sözler çok düşündürücüdür!…

Bizler inancımız gereği, inanıyor ve Türk yargısına güveniyoruz, artı bundan sonra ne Devletin Cumhurbaşkanı, ne yargı mensupları nede bu vatana sevdalı yetkililer İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmed  Han Hazretlerinin bedduasının devam etmesini istemeyeceklerdir.

Bedduanın bir kısmını tekrarlamakta fayda vardır; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun. “Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” Diyen bu sözler karşısında titrememek, korkmamak, Allah’ın huzuruna çıktığımızda bunun hesabının asla verilemeyeceğini düşünmemek mümkün değil.

Bugün 10 Temmuz 2020 tarihi, tarihi süreç bugünden sonra en heyecanlı bir şekilde devam edecek, Allah nasip ederse mutlu sona hep birlikte ulaşacağız.

Konu hakkında çok net bilgiye sahip olmamıza rağmen, resmi yetkililer konuya tam açıklık getirmeden yazmak istemiyoruz, inşallah tarihi notun düşmesi bizlere nasip olacaktır.

Günün Sözü: Biz Sanırdık, Varlık ile rahat artar. Rahat ile de taat artar. Bulduk bir ehli hakikat , sorduk hakikatini. Dedi ki: Varlık ile illet artar . Rahat ile gaflet artar . Bildikki iki cihanda saadet, ancak ALLAH’A kul, Resulune ÜMMET olmakla artar. (Hakikat budu