Gerçekleri yazmak gerekirse yazıyoruz.

Ünlü düşünür İbni Haldun’un düşüncelerini geçtiğimi günlerde paylaşmış idim, bir hayli ilgi gördü, yine farklı düşünceleri paylaşmadan önce Ibni Haldun’u kısa olarak tanımak gerekir.

Tunuslu düşünür, devlet adamı ve tarihçi İbni Haldun… İbni Haldun kimdir? İşte İbni Haldun’un biyografisi.

Eski ve soylu bir ailenin çocuğu olan İbni Haldun 27 Mayıs 1332‘de Tunus’ta dünyaya geldi. Gençlik yıllarında dönemin ünlü hocalarından fıkıh, hadis, tefsir, akaid, mantık, felsefe, matematik, tabiat bilimleri, dil bilimleri, şiir ve edebiyat dersleri almıştır. 20 yaşında iken ülke yönetimini elinde tutan Beni Hafs hanedanından Sultan Ebu lshak’ın katipliğine getirilmesiyle de siyasi hayatı başlamıştır. Bu dönemde Fas Emin Ebu İnan kendisini bilim meclisine kabul etmiştir. 1362 senesinde İspanya’ya giderek eski bir dostu olan Gırnata Emiri Ebu Abdullah Muhammed’in hizmetine girmiştir. Bir süre sonra Kuzey Afrika’ya dönerek Bicaye’de başvezirlik makamına getirilmiştir. Bunun yanında ilmi çalışmalarını da devam ettirmiştir.

1366 yılındaki yönetim değişikliği üzerine de görevinden ayrılarak kabileler arasında dolaşmaya başlamıştır. Daha sonra 1374 yılında İspanya’ya geri dönmek zorunda kaldı. Ancak siyasi sürtüşmeler nedeniyle ülkeden çıkarılarak yeniden Afrika’ya gönderildi. Siyasi çalkantılardan bıkıp usanan İbni Haldun, bu dönemde İbni Selame denilen bir kaleye yerleşmiştir. Kendisini bütünüyle ilmi çalışmalara vererek ünlü eseri Mukaddime‘yi 1374 senesinde burada tamamladı. 1382 senesinde Mısır’a giderek Kahire’de bulunan medreselerde müderrislik yapmaya başladı. Aynı zamanda Hicaz, Kudüs ve Suriye’ye de seyahatler düzenledi. İbni Haldun 1406 senesinde Kahire’de hayatını kaybetti. Kısa bilgiden sonra önemli sözleri paylaşmakta fayda var.

İbni Haldun’a göre toplumun çökme belirtileri;  1- “Dayanışmanın yok olması”. Gerçektende her geçen gün dayanışmanın yok olduğunu görüyor ve yaşıyoruz. Dayanışmanın yok olması Müslüman Türk milletini her konuda kaybetmesine neden olacaktır, SOS sinyalleri ciddi çalıyor.  2- “Üretimin Zayıflaması”.  Gerçektende üretim her geçen gün zayıflıyor, kimin ne dediği önemli değil, bizler gerçekleri yaşıyoruz, Topraklar bomboş ekim yapacak insanları bekliyor. 3- “Tüketim Çılgınlığı”.  Millet olarak çok ciddi tüketim toplumu, köyde yaşayan insanlar Ekmeklerini  şehirdeki fırınlardan alıyor, Yumurtasını şehirdeki marketlerden alan bir köy vatandaşı olduk ise vah halimize!, bu konu özel olarak ele alınmalı, masaya yatırılmalı, üzerinde çalışma yapılmalıdır.  4-  “Liyakatin Dikkate alınmaması”. Pek çok kurumda ne yazık ki bu sıkıntılar yaşanıyor, liyakatsiz insanlar makamlara getiriliyor, “şunun adamı, bunun adamı”, tamam olsun onun bunun adamı ama, işi bilmeyenler makama geldiğinde, devlette, millette, siyasetçide  kaybediyor, referansla işe başlayanlar daha çok çalışmalı, referans olan insanların mahcup edilmemelidir. 6- “Adaletsizliğin Yaygınlaşması”.  Adil yargılamalarında olduğunu söylemek pek mümkün değil, bu konuda pek ok örnek vermek mümkün ama bunu hukuk dilinden anlayanlar yasa daha sağlıklı olur, yeterince sıkıntı yaşıyoruz birde bu sıkıntılı işlerle uğraşmayalım. 7- “Umutların Kırılması”.  Sanırım en sıkıntılı yaşam şekli bu olsa gerek, insanların umutlarının kırılması, insanların geleceği bakımından en kötü durumdur, insanlar umutlu oldukça en zor işleri başarır, umutların kırılmaması gerekir.

8- “Göçün Hızlanması”. Ne yazık ki Niksar’da ve Tokat’ta Göç çok hızla ilerliyor, Niksar’dan  başka hiçbir şehire gitmemesi gerektiğini düşündüğümüz insanlar maalesef Niksar’dan göç etmiş, bunun farkına bayramlar geldiğinde anlıyoruz, özellikle dini bayramlarda Niksar’a gelen insanlarımızı görünce mutlu oluyoruz ve de şaşkınlık yaşıyoruz, “hayret bu insanımızda, ne zaman gitmiş” diyoruz. Niksar’da göçün durması gerekiyor ama kimse çözüm üretmiyor.

Niksar’da göçün durması için iş sahalarının açılması gerekiyor, iş sahalarının açılması için gayret sarf edilmesi gerekiyor.

Niksar’a gelen iş adamları Organize sanayi bölgesinde tesis açacak işyeri bulamayınca başka şehirlere gidiyor bu konuda zaman zaman uyarıcı yazılar yazdık ama bir türlü çözüm bulunamadı, Devlet başkanları ülkelere gidince o ülkedeki iş adamlarını ülkelerine davet ederler, yeni işyerleri açmak için gayret ederler, bizim memlekette, eş  dost ilişkisi ile iş adamlarımız şehrimize getirilir ama işyeri açacak yeterli alan bulunamaz!.

Niksar’dan göç fazla olunca işyerlerinde çalışacak kalifiye elemanda bulmak mümkün olmuyor, Niksar çelişkiler şehrine döndü, sağa baksan söz, sola baksan söz.

9- “İblisane bir Gurur ve Kibir”. Evet bu şehirde kibirli insanlar var, kibirleri insanlara selam vermekten uzaklaştırıyor, rengi, şekli, yapısının hiç önemli yok, her kılığa girebilen  ve Kibirden yanına yaklaşılamayacak kişiler. “İblisane” ifade bazen az kalabilir, İblisin yaptıklarından fazlasını yapabilen, gurur ve kibir abideleri!.

10- “Gösteriş, Riyakârlık ve Yalakalık”.  Gösteriş; aramadığınız kadar fazla, Riyakarlık almış başını gidiyor, Yalakalık ise diz boyu, sağına baksan yalaka, soluna baksan yalaka, yalakalar tak attıkça yer kapıyor, makam sahibi oluyor. Son olarak;  “Vergilerin Artırılması” maddesini ekledik, vergiler konusunda ne desek az gelir, ama bu ülkenin temelleri vatandaştan alına n vergiler üzerine kurulmuş, Üretim konusunda herkes her şeyi söyler ama, iş yapmaya, “haydin üretim yapılacak işlerle uğraşalım” dendiğinde,  bir sürü bahaneler ortaya atılıyor.

Ve en kötüsü de; her şeyi normalmiş gibi gösterilmesi, bütün bunları görmezden gelen ve kabullenen bir topluluğun oluşması, sanırım en vahim sonuç bu olsa gerek.

Çok şeyler yazmak istiyoruz, ama yazarken yoruluyoruz.

Samimi söylemek gerekirse yazı yazarken yoruluyorum, strese giriyorum, yanlışları yazalım, doğruları ortaya koyalım, kırmadan, dökmeden “insanların mutlu ve huzurlu olmasını sağlayalım” diye gayret ediyoruz, bizlerin bu gayreti karşısında, sorumlu olan insanlarda “nemelazımcı” hareketleri görünce, şaşkınlık yaşamamak mümkün değil.

Bir başka ata sözlerini paylaşalım; “ÜZÜMÜNÜ YE, BAĞINI SORMA”, diyor, bu sözleri kim kullanıyor?  biz Müslümanlar, anlamı ne?, Üzüm ye ama neren geldiğini asla sorma, yediğin Üzüm veya başka bir üründe olsa yediğinin nereden geldiğini sormadan ye!, sonucunu hiç düşünme!.

Bir başka atasözü; “ BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR”, söze bakarmısın?, tamam Bal çıtasını eline aldığında Bal bulaşırsa parmağını yalamak gerekir ama, bu söz gerçek balın parmakla yalanması değil, devletin kurumlarında görev yapan bazı kişilerin o kurumun imkanlarını kendi çıkarları için kullanmasına yönelik bir sözdür.

Bir başka söz; “NOKTA KADAR MENFAATE VİRGÜL GİBİ EĞİLİRİM”, sanırım bu günümüzde tam isabetli sözlerden bir tanesi, adam koltukta oturmak adına nokta kadar menfaati için virgül gibi eğilmenin ötesinde yılan gibi uzananlar var!.

Bir başla söz; “GELEN AĞAM, GİDEN PAŞAM”, buda günümüzü anlatan önemli ata sözleri içinde yerini almış ve muhafaza ediyor. Ben bu koltukta oturayım da kim ne yaparsa yapsın, mantığında olanlar var, memleket yansa umurunda olmayanların olduğu bir zamanda yaşıyoruz, ama bu tipler sosyal medyada fazlaca gözüküyorlar!.

Bir başka önemli söz; “KAZ GELEN YERDEN TAVUK ESİRGENMEZ”, servet sahibi olacaksan, küçük harcamalara veya katkı sağlamaktan geri durma!, anlamı taşır, yani “devletin malı deniz, yemeyen keriz” sözlerini de buna eklemek sanırım daha destekli olacaktır!. Ne garip değimli?, devletin malının korunması gereken yerde, “devletin malı deniz, yemeyen keriz” diyerek dürüst ve namuslu insanları karalamaktan asla geri durmayanların olduğu bir memleketteyiz!…

Şimdi tüm atasözlerini perçinlemek için yazalım; “BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YIL YAŞASIN” en çirkin sözdür, bu sözler!. Akılı insanlar şunu düşünmek zorundadır, evet bugün Yılan belki sana dokunmuyordur, çünkü onun yiyeceği kelleler vardır, o asalak kelleler bitince Yılan kimi yiyecek?, yukarıdaki sözleri söyleyerek hayatlarını geçireni!.

Büyük ilim insanı İbni Haldun güzel sözler söylemiş, 1400 lü yıllarda yaşayan bir bilim insanının bugünkü dünyaya görmesi, muhteşem bir özellik.

Günün Sözü: dost Pazar gününe kadar değil, mezara kadar olandır.