Türkiye’de düşünce farklılığının sınıf ayrımından ya da çok ciddi temel meselelerden kaynaklandığını söyleyebilmek mümkün değildir.

Ne tarihte, ne günümüzde, nede gelecekte başka toplumlarda olduğu gibi sınıf ayrımının toplum üzerinde yaptığı tahribatlar; ülkemizde değerlerin dengelediği bir nevi şamandıra, bir tür sigorta görevi gören topluluklar tarafından bertaraf edildiğinin veya edileceğinin belki farkındayız belki değiliz.

Günümüzde düşünce farklılıklarımız ya bir futbol takımından veyahut siyasi düşünce farklılıklarından kaynaklandığını gördüğümüzde insanın hem gülesi hem de şükredesi geliyor.

Bugün siyasi rövanşist yaklaşımlarla tartışmaya açılan ya da hedef gösterilen toplulukların bu topluma acaba siyaset kadar zararları dokunmuş mudur? Suni düşünce odakları üreterek, temelsiz ithamlarla devletin tutkal görevi görmesi gereken kurumlarını da alet ederek bütün elmaları aynı sepete koymak akıl işi değildir. Bu ülkenin değerlerini ve değerler karşısında duyarlı nesillerini, yıllarca İslâm’ı ve Müslümanları kendi çıkar ve menfaatleri için kullanan, İslâm’ın, Müslümanların ve ülkemizin haysiyetiyle oynayanlarla bir tutamayız.

Tutmamalıyız!

Bu ayrımı yapmak zorundayız…

İlkelerine bağlı olanlarla, siyasetin yörüngesinde takla atanların, kendisini hayatın akışına bırakmış olanların ayrımıdır bu.

Sosyal konuları özellikle değerlerimizle alakalı mevzuları seküler mahalleye indirip din mıncıklayıcılarına malzeme vermenin ne devletimize ne de bu ülkenin birlik ve beraberliğine bir katkısı olur. 2200 yıllık devlet geleneğimize 1400 yıllık medeniyet birikimimize yakışmaz. Osmanlıdan bu yana süreklilik kazanmış kadim kurum ve kuruluşlarımız, 1913’te Teşkilat-ı Mahsusa ile temelleri atılan Milli İstihbarat Teşkilatımız ak ile karayı, sap ile samanı ayırt edebilecek donanıma sahip değil midir?

  1. yüzyılda toplumu politik kalıplara dökmenin artık mümkün olmadığını bilmeli “müktedir”ler.

Mevcut devlet düzeni içerisinde din ve vicdan hürriyetinden başka ne istediler ki?

“Ne istediniz de vermedik” dediğiniz yapılarla irtibat ve iltisak kurulmaya çalışılıyor.

Milletvekilliği kontenjan listesi mi gönderdiler?

Devlet içinde devlet, paralel veya meridyen mi olmak istediler?

Bakanlık mı istediler?

İhale mi istediler?

Bürokraside, yargıda, orduda makam ve mevki sahibi olup köşe başlarını mı tuttular?

Parsel parsel arsa mı istediler?

Adam yetiştirmeyi bırakıp, adam mı yerleştirdiler?

Ayrıcalık, tolerans veya referans talepleri mi oldu?

Olmadıysa “Gölge etmeyin başka ihsan istemez”

Kalın Sağlıcakla…