YIL BAŞINDA KİMLİĞİMİZİ KAYBETMEMELİYİZ


Mustafa TOPRAK

E-Posta :
Okunma Sayısı : 112
Tarihi : 30 Aralık 2017 - 03:57

    Müslüman olmak, önce inanmak, iman etmek, sonra da imanımızın esaslarını yaşamak demektir.Tatbikat olmadan, İslâm'ın emirleri yaşanmadan, yalnız: "İnandım, iman ettim!" demek insana bir fayda temin etmeyecektir. Önümüzde bulunan sofraya getirilen yemeklerden yemeden, yalnız yemekleri görmekle, onları tanıyıp isimlerini saymakla nasıl karın doymayacaksa, İslâm'ı bilmek, onun koyduğu kâidelere uymadan, şartlarını yerine getirmeden, İslâm'ın rukünlerini, imanın şartlarını saymak, bunlara yalnız inanmak da rûhî boşluğumuzu doldurmayacak, gönül açlığımızı gidermeyecek, hakikî manada bir Müslüman olmamızı sağlamayacaktır.
      İslâm dini, hem dünyamıza, hem de âhıretimize hitap eder. Âhırette iyilerle beraber olup cennete ve Cemâl-i İlâhiye'ye kavuşmanın yolu, dünyada iken İslâm'ın iman, ibadet ve ahlâk esaslarını yerine getirmekten geçer.
     İmansız amel, içinde insan olmayan elbise gibi, amelsiz iman da, üzerinde kıyafeti olmayan çırılçıplak bir insan gibidir.
     İslam bir bütündür. Onun işimize gelen tarafını alıp işimize gelmeyen tarafını atmak gibi bir muhayyerliğimiz yoktur. Kaldı ki, İslâm'ın insan bünyesine uymayan hiçbir emri de yoktur.
Yüce Rabbimiz, Kur'ân-ı Kerimde: "Ey iman edenler! Topyekûn silme (sulh ve selâmete) girin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır.(Bakara sûresi, Âyet: 208)" buyurmuştur.
    Merhum Elmalı'lı Muhammed Hamdi Yazır, bu âyet-i kerimeyi şöyle tefsir etmiştir:
"Ey iman edenler! Hepiniz böyle kâmil bir inkiyad (tam bir teslimiyet) ve bütün varlığınızla sulh ve selâmete giriniz, kâmil bir Müslüman olunuz. Şeytanın adımlarına, insanları yoldan çıkaran küfür ve dalâlet ehlinin sözlerine, fillerine uymayın, isyan edip tefrikaya düşerek şeytanın yollarına sapmayın."
"Ey iman edenler! Hz. Allah'ın emirlerine boyun eğmekle öyle mükemmel ictimâî (sosyal) bir hey'et ve öyle muntazam bir memleket meydana getiriniz ki, aranızda isyandan, niza ve şikaktan, birbirinize ezadan, eğrilikten, Hz. Allah'ın haklarına ve Hz. Allah'ın kullarının haklarına tecavüzden, hülasa olarak Hz. Allah'ın rızasına muhalif hiçbir hareketten eser bulunmasın."
            Yılbaşını nasıl anlamalı, onda neler yapmalı, neler yapmamalıyız?
            Yılbaşı gecesi, bir senelik bir zaman diliminin hiç geri gelmemek üzere kapatılması, yeni bir yılın başlamasıdır.
            O halde önce bir daha geri çevirmek imkânımız olmayan geçmişe bakmak, onun muhasebesini yapmak, dikkatli ve hesabını bilen bir ticaret erbabı titizliğinde, bir sene içinde elde ettiğimiz, kazandığımız kârımızı veya elde olan veya olmayan sebeplerle uğradığımız zararımızı görüp önümüzdeki yıl içinde kârımızı artırmak veya geçmiş zamanda meydana gelen zararımızı telafi etmek için neler yapmamız gerektiğine bakmak durumundayız.
            Geçmişi gözden geçirip gelecek için neler hazırladığımıza bakmak Hz. Allah'ın emridir. Hz. Allah,yüce Kitabımız, Kur'ân-ı Kerim'de:
            "Ey (Allah'a ve âhıret gününe inanıp iman şerefiyle müşerref olmuş) bütün Mü'minler!  Allah'tan korkun (nifaktan, küfürden, zulümden ve şeytanın vesvesesiyle kötü bir âkıbete düşmekten sakınıp Allah'ın korumasına sığının da, her işinizde O'nun emir ve nehyini tutarak azabından korunun) ve her nefis yarın için, (yani kıyamet günü için) ne hazırladığına, ne yapıp gönderdiğine (Allah'a ne takdim etmiş olduğuna) baksın. Allah'tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Sûresi: 18)" buyurmuştur.
            Bu âyet-i kerime'ye göre, kalbimizden hiç çıkmaması gereken Allah korkusunun yanında, zaman zaman neler yaptığımıza, ömür sermayemizi nasıl harcadığımıza, yarın için neler hazırlayıp gönderdiğimize, Hz. Allah'ın huzuruna çıktığımızda bizi nasıl bir akıbetin karşılayacağına bakmalı ve gelecek günlerimizi buna göre bir nizam ve disiplin içinde geçirmek için gayret göstermeliyiz. Yaptığımız hata ve günahları, kusur ve noksanları tekrar etmemek için çaba sarf etmeliyiz.
            Bir başka âyet-i kerime'de de:
            "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün bir biri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. (Âl-i İmran: 190)" buyrulmuştur.
            Yüce Rabbimiz bu âyette, yedi kat göklerin ve yeryüzünün yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, zamanın değişmesinde günlerin ve yılların birbirini takip etmesinde çok büyük ibretler olduğunu, bunu ancak sağlam bir akla sahip olan kimselerin düşünüp anlayacağını açıklamış, bunları tefekkür ederek hayatımıza, yaptığımız işlerimize çekidüzen vermemizi istemiştir.

YORUM EKLE

İsminiz

 

Mail Adresiniz

   

Yorum

 

YORUMLAR

  • Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı.